Amartya Sen’in Yapabilirlik Yaklaşımı Temelinde Okul Öncesi Eğitiminin Önemi ve Etkisi

Author :  

Year-Number: 2026-Cilt 12 Sayı 2
Publication Date: 2026-03-21 15:48:24.0
Language : Türkçe
Subject : Çalışma Ekonomisi
Number of pages: 235-244
Mendeley EndNote Alıntı Yap

Abstract

Yürütülen bu çalışmanın temel amacı yoksulluk olgusunu Amartya Sen tarafından literatüre kazandırılan “yapabilirlik yaklaşımı” zemininde değerlendirerek Montessori eğitim modelinin söz konusu kuramsal düzlemdeki işlevsel rolünü ortaya koymaktadır. Maddi imkânsızlıkların ötesinde bireylerin kendi potansiyellerini somutlaştırma imkânından mahrum kalması şeklinde tanımlanan günümüz yoksulluk algısında erken çocukluk evresine yönelik müdahaleler stratejik bir nitelik taşımaktadır. Çalışmanın özgün değeri ve önemi dezavantajlı kitlelerin güçlendirilmesinde alternatif bir pedagojik paradigma olan Montessori modelinin bireylere “aktif eyleyen özne” vasfı kazandırma potansiyelini teorik bir perspektifle tartışmaya açmasından kaynaklanmaktadır. Metodolojik bir tercih olarak birincil literatür kaynakları üzerinden yürütülen sistematik tarama sonucunda elde edilen veriler betimsel analiz yöntemiyle akademik bir süzgeçten geçirilerek yorumlanmıştır. Analitik süreç sonunda ulaşılan bulgular Montessori pedagojisinin temel noktalarını oluşturan “özgür seçim” ve “hazırlanmış çevre” ile “hata kontrolü” gibi dinamiklerin Sen’in kavramsallaştırdığı yapabilirlik setlerini doğrudan güçlendirdiğini kanıtlamaktadır. Bireyin içsel motivasyon kanallarını ve karar alma mekanizmalarını destekleyen Montessori eğitimi yoksulluk sarmalının kırılmasında önemli bir unsur olarak değerlendirilmektedir. Bahsi geçen bu pedagojik sürecin bireyi kendi yaşam senaryosunun hâkimi kılması yoksulluğun getirdiği pasiflik ve yoksunluk hallerine karşı yapısal bir direnç alanı oluşturmaktadır. Ancak modelin sahip olduğu yüksek maliyetli materyal yapısı ve nitelikli uzmanlık gereksinimi gibi ekonomik bariyerler bu potansiyelin mahrumiyet bölgelerindeki kitlelere yayılmasında ciddi bir engel teşkil etmektedir. Yapabilirliklerin genişletilmesi ve fırsat eşitliğinin kurulması hedefi doğrultusunda Montessori felsefesinin temel prensiplerinin kamu eğitim politikalarına stratejik entegrasyonu zorunlu bir gereklilik olarak sunulmaktadır. Bu içerik dahilinde gerçekleştirilecek kurumsal dönüşümler eğitimin lüks bir ayrıcalık olmaktan çıkarılarak sosyal adaletin bir aracı haline gelmesine imkân tanımaktadır. Toplumsal kalkınmanın insani bir özgürleşme pratiği olarak yeniden kurgulanması ancak bu tür kapasite artırıcı eğitim modellerinin demokratikleşmesiyle mümkün görülmektedir.

Keywords

Abstract

The primary objective of this academic investigation is to examine the phenomenon of poverty within the framework of the ‘capability approach’ introduced to the literature by Amartya Sen, thereby highlighting the functional role and significance of the Montessori educational model within this theoretical framework. In today's perception of poverty, described as individuals being deprived of the opportunity to realise their own potential beyond material deprivation, interventions targeting early childhood take on a strategic nature. The original value and importance of the study stems from its theoretical discussion of the potential of the Montessori model, an alternative pedagogical paradigm for empowering disadvantaged groups, to enable individuals to become ‘active agents’. As a methodological choice, the data obtained through a systematic review of primary literature sources were interpreted using descriptive analysis methods and filtered through an academic lens. The findings reached at the end of the analytical process prove that dynamics such as ‘free choice,’ ‘prepared environment,’ and ‘error control,’ which form the cornerstones of Montessori pedagogy, directly reinforce the sets of capabilities conceptualised by Sen. Montessori education, which strengthens the individual's internal motivation channels and decision-making mechanisms, is considered a highly interactive lever in breaking the cycle of poverty. This pedagogical process empowers individuals to become masters of their own life scenarios, creating a structural resistance against the passivity and deprivation brought about by poverty. However, economic barriers such as the model's high-cost material structure and the need for qualified expertise pose a serious obstacle to this potential reaching the masses in deprived areas. In line with the goal of expanding capabilities and establishing equal opportunities, the strategic integration of the fundamental principles of Montessori philosophy into public education policies is presented as an essential requirement. Institutional transformations carried out within this framework enable education to be transformed from a luxury privilege into an instrument of social justice. The reconceptualisation of social development as a practice of human emancipation is only possible through the democratisation of such capacity-building educational models.

Keywords


                                                                                                                                                                                                        
  • Article Statistics