Mekân, çağdaş toplumsal kuramda yalnızca fiziksel bir düzenleme alanı olarak değil; kimliğin, belleğin ve toplumsal ilişkilerin üretildiği çok katmanlı bir deneyim alanı olarak ele alınmaktadır. Bu bağlamda yer bağlılığı, bireylerin yaşadıkları çevrelerle kurdukları duygusal, bilişsel ve işlevsel ilişkileri ifade eden; tarihsel ve toplumsal koşullara bağlı olarak dönüşen dinamik bir olgu niteliği taşımaktadır. Modernite, postmodernite ve küreselleşme süreçleri, mekânın anlamını ve yerle kurulan bağların niteliğini köklü biçimde dönüştürmüştür.
Modernitenin rasyonel, işlevsel ve standartlaştırıcı mekân anlayışı, yerin tarihsel sürekliliğini ve yaşantısal derinliğini zayıflatırken; postmodern dönemde bütüncül mekânsal anlatılar yerini parçalı, çoğulcu ve temsil ağırlıklı mekânsallıklara bırakmıştır. Küreselleşme çağında ise artan hareketlilik, dijitalleşme ve ağsal ilişkiler, mekânı sabit bir aidiyet zemini olmaktan çıkararak akışkan ve geçici bir deneyim alanına dönüştürmektedir. Bu süreçte yer, bir yandan küresel akışlar içinde çözülürken, diğer yandan yerel bağlamlarda yeniden üretilen ilişkisel bir yapı hâline gelmektedir.
Bu çalışma, Bauman’ın akışkan modernite yaklaşımı, Giddens’ın yersizleşme–yeniden yerleştirme diyalektiği, Augé’nin yok-yer kavramsallaştırması ve Robertson’un glokalizasyon yaklaşımını birlikte ele alarak, yer bağlılığının modern-sonrası dünyada nasıl çözüldüğünü ve hangi kuramsal dinamikler aracılığıyla yeniden kurulduğunu tartışmayı amaçlamaktadır. Makale, yer bağlılığını bireysel bir duygu durumu olarak değil; mekânın tarihsel, toplumsal ve ideolojik dönüşümleri içinde biçimlenen ilişkisel bir süreç olarak kavramsallaştırarak, mekân kuramı ve kent çalışmaları literatürüne bütüncül bir kuramsal çerçeve sunmaktadır.
In contemporary social theory, space is no longer understood merely as a physical setting but as a multilayered experiential field through which identity, memory, and social relations are produced. Within this framework, place attachment refers to the emotional, cognitive, and functional bonds individuals develop with their environments and represents a dynamic phenomenon shaped by historical and social conditions. Processes of modernity, postmodernity, and globalization have profoundly transformed both the meaning of space and the nature of place-based attachments.
The rational, functional, and standardized spatial paradigms of modernity weakened the historical continuity and experiential depth of place, while postmodern critiques challenged universal spatial narratives by foregrounding fragmentation, plurality, and representational practices. In the era of globalization, intensified mobility, digitalization, and networked relations have further destabilized space as a stable ground of belonging, transforming it into a fluid and transient experiential condition. Within this context, place is simultaneously dissolved within global flows and reconstituted through localized and relational practices.
Drawing on Bauman’s concept of liquid modernity, Giddens’s disembedding–re-embedding dialectic, Augé’s notion of non-places, and Robertson’s theory of glocalization, this article examines how place attachment is both destabilized and reconfigured in the modern-postmodern-global continuum. Rather than treating place attachment as a purely individual emotional state, the study conceptualizes it as a relational process embedded in the historical, social, and ideological production of space, offering an integrated theoretical framework for contemporary debates in spatial theory and urban studies.