Dijital platformlar, gençlere kendini ifade etme, akran ilişkilerini sürdürme, kimlik seçeneklerini deneme ve toplumsal gündemlerle temas kurma imkânı sunarken görünürlüğü beğeni, yorum, takipçi, görüntülenme, paylaşım ve algoritmik öne çıkma gibi ölçülebilir göstergelerle düzenlemektedir. Sosyal hizmet açısından temel gerilim, çevrimiçi görünürlüğün her zaman tanınma, hak temelli katılım ve özneleşme deneyimine dönüşmemesidir. Gençler dijital ortamlarda yoğun biçimde görünür olabilir ancak hak sahibi, katılımcı ve anlam üreten özneler olarak yeterince karşılık bulamayabilir. Çalışmanın amacı, gençlerin dijital görünürlük deneyimini tanınma, hak temelli katılım, özneleşme, metrik görünürlük ve dijital sosyal onay kavramları üzerinden tartışmaktır. Ampirik veri toplamaya dayanmayan metin, kavramsal değerlendirme ve model geliştirme yaklaşımıyla tasarlanmıştır. Önerilen Dijital Tanınma Paradoksu Modeli, görünürlüğün ilişkisel kabul, söz hakkı, katılım ve değer görme deneyimiyle birleştiğinde güçlendirici bir imkân üretebileceğini; metrik geri bildirimlere indirgendiğinde ise tanınma deneyimini daraltabileceğini ileri sürmektedir. Model, sosyal hizmet uzmanlarına gençlerin çevrimiçi davranışlarını risk belirtisi olması yanında kabul edilme, aidiyet kurma, söz sahibi olma ve değer görme arayışlarıyla birlikte okuma olanağı sağlamaktadır. Böylece dijital görünürlük, gençlerin yalnızca çevrimiçi varlığına değil, sosyal hizmetin hak temelli değerlendirme sorumluluğuna bağlanmaktadır. Sonuç olarak çalışma, dijital gençlik deneyimlerinin risk, bağımlılık ve ekran süresi söylemlerinin ötesinde, tanınma, katılım ve özneleşme ekseninde değerlendirilmesi gerektiğini savunmakta, sosyal hizmet uygulaması, eğitimi, politikası ve gelecek araştırmalar için özgün bir kavramsal çerçeve sunmaktadır.
Digital platforms provide young people with opportunities for self-expression, peer connection, identity exploration, and engagement with social issues, while organizing visibility through measurable indicators such as likes, comments, followers, views, shares, and algorithmic prominence. From a social work perspective, the central tension lies in the fact that online visibility does not necessarily become recognition, rights-based participation, or agency. Young people may be highly visible in digital environments without being sufficiently acknowledged as rights-bearing, participating, and meaning-making subjects. The purpose of this conceptual study is to examine young people’s digital visibility through the concepts of recognition, rights-based participation, agency, metric visibility, and digital social approval. Designed as a conceptual evaluation rather than an empirical inquiry, the discussion develops the Digital Recognition Paradox Model. The model argues that visibility may become empowering when connected to relational acceptance, voice, participation, and being valued; yet it may narrow the experience of recognition when reduced to metric feedback. It enables social workers to interpret young people’s online behaviors not only as risk indicators, but also as expressions of acceptance, belonging, voice, and being valued. In this respect, digital visibility becomes linked not merely to online presence, but also to the rights-based assessment responsibility of social work. The study reframes young people’s digital experiences beyond risk, addiction, and screen-time discourses and offers an interpretive framework for social work practice, education, policy, and future research.