






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>SOCIAL MENTALITY AND RESEARCHER THINKERS JOURNAL (SMART JOURNAL), Yıl 2023 Sayı 68</title>
    <link>https://smartofjournal.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=2503</link>
    <description>SOCIAL MENTALITY AND RESEARCHER THINKERS JOURNAL (SMART JOURNAL)</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>Yeni Türkiye Cumhuriyeti'nde Milli Ordunun Kuruluş Süreci (1919-1922)</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67895</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67895</guid>
      <author>Girayalp Karakuş</author>
      <description>Milli Mücadele döneminde düzensiz birliklerden düzenli orduya geçiş oldukça tartışılan bir konu olmuştur. Arşiv belgelerinin, tarih araştırmacılarının bilgisine sunulması olumlu bir gelişme yaratmıştır. Türkiye, Osmanlı Devleti’nin yenilgiyle çıktığı Dünya Savaşı’ndan sonra birçok sorunla baş başa kalmıştır. Siyasi, ekonomik, sosyal çöküntünün bertaraf edilmesinin siyasal bir yönünün olması yanında, başından beri yeni bir yapılanmanın zorunluluğu kendisini açıkça ortaya koymuştu. Konumuz bu devasa sorunlar içinde düzenli orduya geçiş sürecinde gelişen olaylar ve savaş halinin devam etmesi, savaştan zaferle çıkmanın tek yolunun düzenli orduya geçme zorunluluğu var mıdır, yok mudur tartışmasına tarihi kaynaklar çerçevesinde açıklık getirmek. Bu bakış açısını dönemin tarihi gelişmelerini içeren arşiv belgeleri, kitaplaştırılmış kaynaklar, Atatürk’ün bütün söylem ve etkinliklerini içine alan eserlerden, TBMM meclis tutanaklarından, TBMM Vakfı yayınlarından, Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi yayınlarından, ATESE Başkanlığı yayınlarından faydalanmıştır. Osmanlı Ordusu içindeki Erkan-ı Harbiye subaylarının Gayri nizami harp denilen düzeni Kuvayı Milliye teşkilatını ulusal direniş gayretleri ve düzenli orduya geçirilmesi süreci ele alındı.&#13;
 </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Examining the Opinions of School Administrators Working in Secondary Schools on Sports Fields</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67899</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67899</guid>
      <author>Ahmet KalkanSevda Arzu Özgül ,Derya Yuva Kalkan ,Servet Özgül ,Reşit Güngör Kalkan </author>
      <description>The aim of this study is to evaluate the opinions of school administrators working in secondary schools about sports fields. In the study group of the research, face-to-face interview technique was used with 10 school administrators working in Gaziantep Provincial Directorate of National Education and on a voluntary basis. In the research, using the interview method, which is one of the qualitative research methods, the data obtained were analyzed by the content analysis method. As a result of the research, school administrators stated that the sports fields of the schools they work in were insufficient. In addition, school administrators regarding the adequacy of sports fields; He expressed the opinion that there should be indoor sports halls in schools and areas for sports in school gardens should be created. While the school administrators participating in the research stated that the school they work in needed sports fields, they expressed the opinion that they needed indoor and outdoor sports halls. In addition, it was concluded that the sports areas of the research group should be more useful, oriented to more than one sports branch, and the sports areas should be suitable for the level of students.&#13;
 </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Akıllı Tahta Kulanımının Öğretim Sürecine Etkisi:Öğretmen Görüşlerine Dayalı Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67492</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67492</guid>
      <author>İkram Unutur</author>
      <description>Yapılan araştırmalar gösterdi ki bilgi ve teknoloji günümüze ışık tutmakta ve yaşanılan hızlı gelişmeler ve yeni buluşlar insanların birçok alanda hayatını kolaylaştırmaktadır. Yaşanan değişim ve gelişim süreci yeni bilgilerin oluşması ve bunların paylaşılması ve yayılması eğitim, toplum ve kamu alanları gibi birçok alanda en temel unsur haline gelmiştir. Yeni teknolojik gelişmelerle toplumun ve eğitim sisteminin bu gelişmelerden ayrı düşünmek ve bu hızlı gelişmelerden etkilenmemek mümkün değildir. Bilgi teknolojisi bireylerin yeterliliklerini artırarak bilgi toplumuna ulaşmada insanı daha donanımlı bir hale getirmektedir. Bilginin öğrenciye ulaştırılmasında, öğrencinin araştırma beceriş kazanmasında ve bilgiye hızlı ve etkili araçlarla ulaşmasında öğretmene büyük bir görev düşmektedir.   Bu araştırmanın amacı, akıllı tahta kullanımının öğretim sürecine etkisini öğretmenlerin görüşlerine dayalı olarak ortaya koyabilmektir. Nitel bir çalışma olan bu araştırmanın çalışma grubunu 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Batman İli merkez ve ilçelerine bağlı ilkokul ve ortaokullarda görev yapmakta olan ve sınıfında akıllı tahta bulunan 15 öğretmen oluşturmaktadır. Bu araştırmada yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Formun güvenilirliği için pilot uygulama niteliğinde sekiz görüşme apılmıştır. Görüşmeler ses kayıt cihazına kaydedilmiştir. Araştırmanın verileri, nitel veri toplama tekniklerinden yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. İlkokul ve ortaokullarda görev yapan ve araştırmaya gönüllü olarak katılan öğretmenlerin Görüşme verilerinin çözümlenmesinde betimsel analiz tekniği kullanılmıştır. Öğretmenlerin okullarında akıllı tahtalar kullanırken gözlemledikleri teknolojinin hızlı gelişmesine paralel olarak eğitimin her kademesinde akıllı tahtaların kullanılmaya başlanması ile öğrencilerin daha hızlı ve etkili bir öğrenme gerçekleştirdikleri görülmüştür. Öğretmenlere akıllı tahta kullanımının öğretim sürecine olumlu etki ettiğini, daha etkili bir sınıf ortamı oluşturduğunu, görsel materyal avantajı sağladığını,öğrencilerin derse aktif katılımlarının sağlandığı, öğretim sürecini canlı tuttuğunu, daha hızlı ve etkili bir öğrenme ortamı oluşturduğunu,zamanı etkili kullanmayı sağladığı,donanım ve ekonomiklik açısından tasarruflu olduğunu belirtmişlerdir.Ayrıca olumsuz olarak akıllı tahtanın öğretmeni hazıra alıştırdığını, öğrencileri kitaptan uzaklaştırdığını, ortaya koymuştur.&#13;
 </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Örgütsel İklim ve Psikolojik İyi Oluş İlişkisi </title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67674</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67674</guid>
      <author>Polen Narlı</author>
      <description>Günümüz çalışma yaşamında örgütler, sahip oldukları yetenekli çalışanları en önemli sermayeleri olarak görmektedir. Örgütlerin başarılı olabilmeleri için çalışanlarına önem ve değer vermeleri gerekmektedir. Bir örgütte çalışanların algıladıkları olumlu bir örgüt iklimi onların motivasyonlarını, aidiyetlerini, davranışlarını, tutumlarını olumlu yönde etkileyecektir ve çalışanların psikolojik açıdan iyi olmalarını sağlayacaktır. Kendisini psikolojik açıdan iyi hisseden çalışanların verimlilikleri artacak, yaptıkları işten doyum sağlayacak, diğer çalışanlarla olumlu ilişkiler geliştireceklerdir. Bir örgüt içerisinde kendisini psikolojik bakımdan iyi hisseden çalışanlar birbirleriyle etkileşimlerinde hissettikleri pozitif duyguları birbirlerine yansıtabileceklerdir. Bu durum da çalışma ortamı içerisinde çalışanların kendilerini daha iyi hissetmelerine neden olabilecektir. Olumlu bir örgüt iklimine sahip olan işletmelerde çalışanlar kendilerini daha iyi hissedebileceklerdir. Hem olumlu bir örgüt iklimini hem de çalışanların psikolojik ,iyi oluşlarını sağlayabilen işletmelerin rekabette üstünlük sağlayabilecekleri, verimliliklerinin ve üretim kalitelerinin artacağı, müşteri memnuniyetini sağlayabilecekleri, çalışanlar arasında işletmeye karşı bir aidiyet hissinin oluşacağı, yetenekli çalışanların işletmeye daha kolay çekilebileceği ve tüm bunlarla birlikte başarılı olabilecekleri söylenebilir.   &#13;
Literatüre bakıldığında örgüt iklimi ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkiye yer veren çok fazla çalışmanın olmadığı gözlemlenmiştir. Buradan hareketle bu çalışmanın amacı; örgütsel iklim ve psikolojik iyi oluş ilişkisinin literatür kapsamında incelenmesidir. Bu inceleme kapsamında konu ile ilgili yerli ve yabancı kaynak araştırması yapılarak örgütsel iklim ve psikolojik iyi oluş ilişkisi literatür taraması bağlamında irdelenecektir.&#13;
 </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Bankacılık Krizleri, Sorunlu Krediler ve Kredi Garanti Fonu Uygulamasında Bir Analiz</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67939</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67939</guid>
      <author>Ardahan YamandağBülent Altay </author>
      <description>Ülkemizde 24 Ocak 1980 dönemine kadar İthal İkameci Sanayileşme Politikası İzlenmiştir. Bu kararlarla birlikte; ülkemiz Ekonomi politikalarının libarelleşmesi ve dışa açılma politikalarının uygulamaya geçmesi üzerine, finans sektörünün üç temel ayağından (Bankacılık, sigortacılık, menkul kıymetler) biri olan bankacılık sektöründeki Temel kuralların eksikliği ve uygulamalardaki bir takım yanlışlıkların da etkisiyle 1990 lı yıllardan itibaren Bankacılık Krizleri görülmeye başlamıştır. Buna ek olarak bankaların görevleri gereği topladıkları (kuruluşunda mevduat toplama yetkisi olan bankalar) mevduatları kredi olarak vermesi kapsamında ekonomik krizlerin de etkisiyle verilen kredilerin dönüşlerinde ciddi sıkıntılar yaşanmıştır. Bu süreçte Asimetrik bilgi eksikliğinin olması, bankaların finansal tablolarında, aktif kalitesinde ve likitide oranlarındaki olumsuzlukların ortaya çıkmasıyla bankacılık krizleri ve buna bağlı olarak batık kredilerin (Sorunlu krediler) ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu sorunlara bir ölçüde olumlu katkıda bulunan “Kredi Garanti Fonu” (KGF) sorunların azaltılmasında önemli bir uygulama olarak karşımıza çıkmıştır. Bu çalışmada bankacılık krizleri ve bunların batık kredilere nasıl sebep olduğu, bu etkilerin bankacılık sitemine nasıl yansıdığı ve sorunlu kredilere bir ölçüde çözüm olabilecek olan Kredi Garanti Fonu (KGF) uygulamaları incelenecektir.&#13;
 </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Güç Dengesi Kuramı Ekseninde Türkiye’nin S-400 Hava Savunma Sistemi Temin Süreci </title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67966</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67966</guid>
      <author>İsmet Kürşat Karademir</author>
      <description>Çalışmada uluslararası ilişkilerde, bir ulusun veya uluslar grubunun gücünü karşı tarafın gücüne karşı dengeleyerek kendisini başka bir ulusa veya uluslar grubuna karşı koruyan bir duruş ve politika olan güç dengesi yaklaşımıyla Türkiye'nin silah sistemleri açısından envanterinde olmayan uzun ve orta menzile sahip bir hava savunma füze sisteminin temin süreci değerlendirilmiştir. Uluslararası politika hakkında birçok önerme arasında en fazla çalışma yapılan konuların başında güç dengesi kuramı gelir ve bu çalışmada kuram, genel bir anlatımla, kavramsal açıdan kısaca açıklanmıştır. Çalışmanın devamında Türkiye’nin hava savunma sistemi ihtiyacının varlığı, önemi ve bu ihtiyacın gündeme geliş şekli ile bu ihtiyacın kamuoyuna duyurulması konuları ifade edilmiştir. Türkiye tarafından icra edilen hava savunma füze ihalesinde Çin'in FD-2000, Fransa-İtalya ortaklığı Samp-T, Rusya'nın S-300 ve ABD’nin Patriot füze sistemleri irdelenmiş, hava savunma füze sistemi alternatiflerinin temini ile ilgili Türkiye tarafından yapılan girişimler ve süreçler her sistem için ayrı ayrı belirtilmiş, güç dengesi kuramı çerçevesinde değerlendirmesi yapılmış ve Rusya menşeili S-400 Hava Savunma Füze Sistemi temini ile ilgili yürütülen süreç kuram ekseninde incelenmiştir. Hava savunma füze sistemi temininde Türkiye, tüm alternatiflere zaman ayırmış ve ilgi göstermiş, ulusal menfaatleri çerçevesinde tanımladığı şartlar ile alım sürecini gerçekleştirmiştir. Süreç çerçevesinde belli oranda zaman kaybı yaşadığı gibi ABD’den temin aşaması yaklaşan aynı zamanda üretim ortağı olunan F-35 savaş uçağının sağladığı menfaatlerden vazgeçme pahasına bu sürecin yürütüldüğü gözlemlenmiştir.&#13;
 &#13;
 </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Göçmen Çocukların Eğitimde Yaşadıkları Güçlükler</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67969</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67969</guid>
      <author>Murat Öntürk Esra Demir Öztürk  ,Hatice Öntürk Akyüz  </author>
      <description>Göç, bireyin, ailenin ve toplumun çeşitli nedenlerle bir ülkeden başka bir ülkeye, bir yerleşim biriminden başka bir yerleşim birimine ya da bir yerden başka bir yere kalıcı ya da geçici olarak gitme olayı şeklinde tanımlanmaktadır. Bir başka tanıma göre göç çeşitli nedenlerle insanların mekân değiştirme olayını gösteren coğrafik ve sosyal değişim sürecidir. Göç insanların hayatında köklü değişimlere neden olan en önemli toplumsal olayların başında gelmektedir. İnsanoğlu, tarih boyunca isteğe bağlı ya da zorunlu olarak göç etmek zorunda kalmıştır. Dünya genelinde göç çeşitliliği ve göç oranı her geçen gün artmaktadır. Bu nedenle yeryüzünde insan topluluklarının neredeyse tamamı zaman zaman göçe maruz kalmıştır ya da göç olgusuna tanıklık etmiştir. Göçün nedenlerini toplumsal ve bireysel olarak iki grupta incelemek mümkündür. Toplumsal nedenler arasında; siyasi durumlar, ekonomik güçlükler, politik değişiklikler, kültürel / sosyal bazı olaylar, doğal afetler bulunmaktadır. Sağlık problemleri, eğitim, işsizlik ya da daha iyi çalışma koşulları vb durumlar ise bireysel nedenler olarak sıralanabilir. Göçler ulusal ya da uluslararası zorunlu ya da isteğe bağlı olarak gerçekleşebilir. Göç durumu yer değişikliği ile birlikte, sosyal, psikolojik, ekonomik, politik ve kültürel değişimi de getirmektedir. Bu durum, göç eden birey, aile ve toplumların yaşamını olumsuz etkilemekte, dinamiklerini bozmaktadır.  Bu değişimler ailenin tüm bireylerini olduğu gibi eğitim almakta olan çocukları da etkilemektedir. Göçe maruz kalan ailelerin en büyük isteği çocuklarına iyi bir gelecek sağlamaktır. Ne yazık ki, göçmen çocuklar göçün getirdiği çok boyutlu sorunlar ile mücadele ederken bir taraftan da eğitim yaşantılarını sürdürmeye çalışmaktadır. Birçoğu eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalırken bazıları ise eğitim sayesinde yaşama daha güçlü bir şekilde tutunmaya çalışmaktadır. Çalışma, göçmen çocukların eğitim hayatlarında yaşadıkları sosyal ve psikolojik güçlükleri incelemek amacıyla derleme türünde yapılmıştır.&#13;
 </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Şanlıurfa İli Tüketicilerinin Demografik Özelliklerinin Organik Gıdaya Ödeme İstekliliği Üzerindeki Etkisinin Araştırılması</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=68039</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=68039</guid>
      <author>Mehmet CANÇELİK</author>
      <description>Bu çalışma tüketicilerin demografik özelliklerinin organik gıdalar için ödeme istekliliği (willingness to pay-WTP) üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede çalışmaya veri sağlamak amacıyla 2022 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Şanlıurfa’da yaşayan 350 tüketicinin katılımı ile bir anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Anket formu belirtilen tercih yaklaşımlarından koşullu değerleme yöntemine göre hazırlanmıştır. Ayrıca ödeme istekliliğine ilişkin değeri ortaya çıkarmak için çift-sınırlı ikili seçim formatı tercih edilmiştir. Analizler sonucunda organik olmayan gıdaya kıyasla organik gıda için ortalama ödeme istekliliğinin %58,9 olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca cinsiyetin organik gıda için ödeme istekliliğinde etkisi olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanında tüketicinin yaşı, medeni hali, geliri ve eğitim düzeyi ödemek istekliliğini etkilemektedir. Buna göre sonuçlar gençlerin, evli olanların, yüksek gelire sahip ve eğitimli olan bireylerin organik gıda için daha fazla prim ödemeye istekli olduğunu göstermektedir. Demografik özelliklerin farklı kategorilerine göre yapılan hesaplamalarda, 18-29 yaş aralığında, üniversite mezunu, evli ve 15.000 TL üstü gelire sahip olanlar en yüksek ödeme istekliliğine sahip tüketici profilini oluşturmaktadır. Bu özelliklere sahip bir tüketicinin organik gıda için ödeme istekliliği %81 olarak hesaplanmıştır.&#13;
 </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Sanat ve Hayat İlişkisi Bağlamında Dada’dan Neo-Dada’ya Sanatın Dönüşen Karakteri</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=68166</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=68166</guid>
      <author>Haydar Taşçılar </author>
      <description>Sanat, 19. yüzyıldan itibaren hayattan özerk bir alanda, estetizm ile tanımlanmıştır. Estetiğin tarihine bakıldığında ise kaçınılmaz olarak biçimlerin tarihi görülmüştür. Manifestoların biçimsel karakterleri ile tanımlanan bu dönem burjuvazinin “yeni” olanı öne çıkarması ile belirmiştir. Bu tanıma ilk itiraz Dada tarafından yapılmış, burjuvazinin sanat ile girdiği faydacı ilişkiden hareketle estetik sanat, tümden reddedilmiştir. Dadanın bu tavrı, sanatı bir süreliğine tanım anlamında çerçevesiz bir alana yerleştirmiş, ancak burjuvazinin Duchamp’ın Çeşme’si dâhil birçok Dada eserini müzelerine kabul etmesiyle anti-sanat yeniden sanat etiketi kazanmıştır. Sanat Dada’nın getirdiği kırılma sonrasında sınırlarını genişletmiş, hayat ile kopan ilişkisi farklı sanatsal hareketlerle yeniden sağlanmaya çalışılmıştır.  Bunlardan ilki modern estetiğin eser odaklı sanat anlayışından, hayatın sanat ile arasındaki çizginin bulanıklaştırılmasıyla kopan ve yaratım sürecinin öne çıkarıldığı Soyut Dışavurumculuktur. Soyut Dışavurumculuğun işaret ettiği bu yolda Neo-Dada sanatçıları, klasik eser fikrini tamamen aşıp yepyeni sanat üretim olanakları ortaya koymuşlardır. Sıradan malzemelerin vurgulanması, eserlerin kısa ömürlü olarak yaratılması ve sanatçının teknik becerisinin önemsenmemesi gibi tavırlar ile hayata dair söylemler öne çıkarılmıştır. Bu tavır Dada’dakinden farklı olarak, sanata toptan bir itiraz olarak değil, sanat tanımı içinde kalınarak ortaya konulmuştur. Bu doğrultuda Dada’nın sanata yönelttiği eleştiri, bazı eleştirmenler tarafından başarısızlıkla tamamlanmış olarak kabul edilirken, diğer bir  tarafta bu durum, sanatın daha geniş bir çerçevede yeniden tanımlanması ile başarı olarak kabul edilmiştir. Dada’nın, sanatın tam karşısından konumlanan, estetiğe alternatif bir sanat tanımı yapmaya dayanan devrimci karakteri, Neo-Dada ve ardından gelen Pop Art, Yeni Gerçekçilik, Olgusalcılık, Junk Sanat, Happening, Fluxus, vb. sanat tavırları tarafından, geniş bir çerçevede estetikleştirilmiştir. Bu estetikleştirme kimi yazarlar tarafından bir hüsran, kimileri tarafından da bir zafer olarak okunmuştur. Bu çalışmanın amacı da tam burada, sanatın Dada’da olduğu gibi sürekli devrim olarak tanımlanıp tanımlanamayacağından hareketle imkân bulan, yeni sanat tavırlarının araştırılması üzerinedir. Araştırmanın sınırı Dada ve Neo-Dada arasındaki 1900 ile 1960 tarihleri olarak  belirlenmiştir.&#13;
 </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Dijital Çağda Çocukluk ve Dijital Bağımlılıkların Anahtar Kavramı Olarak Dijital Obezite: Gazete Haberleri Üzerinden Betimsel Bir Analiz</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=68187</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=68187</guid>
      <author>Simge Deniz Demirel</author>
      <description>Dijital çağ, kendine özgü kültürel dinamikleri çerçevesinde gündelik hayat pratiklerimizi ve iletişim biçimlerimizi yeniden şekillendirmektedir. Kuşkusuz bu çağın temel aktörü ve belirleyicisi konumunda olan dijital medyanın, içerisinde barındırdığı avantajlar ve riskler bakımından çok boyutlu bir değerlendirmeden geçirilmesi gerekmektedir. Günümüzde çocukların ve gençlerin yoğun bir şekilde kullandığı bu ortamlara eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşıldığında nitelikli bilgilere ulaşmak mümkün hale gelmekte ve dijital medyanın sağlamış olduğu fırsatlar ön plana çıkmaktadır. Eleştirel bir gözle yaklaşılmadığı ve bilinçli bir şekilde kullanılmadığı durumlarda ise, dijital medyanın çocuklar ve gençler için etik sorunların yaşandığı bir alanı içerisinde barındırdığı ve bağımlılık oluşturarak dijital obezite gibi çeşitli dijital hastalıklara neden olduğu görülmektedir. Bu çalışmada, çocukların dijital medya bağımlılıkları ele alınarak dijital obezite kavramına yer verilmekte, ardından çocukların dijital medya bağımlılığını ve dijital obezite olgusunu konu edinen gazete haberlerinin betimsel analizi yapılmaktadır. Elde edilen bulgular, örneklem içerisine giren gazetelerdeki haberlerin daha çok çocukların dijital bağımlılığına ilişkin genel bilgiler sunduğunu, dijital bağımlılık ve dijital obezite ilişkisini sınırlı bir şekilde kurduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca çocukları dijital bağımlılıklardan ve dijital obeziteden korumayı amaçlayan uygulamaları konu edinen haberlerin sayıca az olduğu görülmekte, bu haberlerin arttırılarak okuyucuya bilgi veren, uyaran ve harekete geçiren nitelikte sunulması gerektiği düşünülmektedir.&#13;
 &#13;
 </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İstemihan Taviloğlu Klarnet Konçertosu’nun “Taksim” Kısmı Üzerine Bir Analiz</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=68191</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=68191</guid>
      <author>Kubilay GürbüzYasin Bol  </author>
      <description>Geleneksel Türk Müziği formu olarak taksimler, çalgı icracıları için teknik hakimiyet ve kompozisyon kurma kabiliyetlerini ortaya koyma ve bu husustaki sınırlarını sergileyebilmeleri açısından büyük önem taşımaktadır. Ancak icracılar tarafından yapılan taksimler, bir eğitim-öğretim metodu ile değil, çalgı eğitiminin dışında talebe tarafından dinlemek ve taklit etmek suretiyle haricen bir yol izlenerek öğrenilen ve geliştirilen bir icra şeklidir. Nitekim Türk Müziği çalgıları bakımından üstadları dinlemek ve taklit ederek kendi komposizyonlarını inşa eder hale gelmek noktasında hayli meşakkatli olan Taksim konusu, ilgilileri tarafından halen eski usul “meşk” uygulamalarına benzer tarzda öğrenilmekte ve eğitimciler tarafından da yöntem önerilmektedir. Türk müziğinden başka ve farklı diğer müzik türleri içinde doğaçlama anlamındaki improvisation ve cadenza vb. başka kelimelerle tanımlanıyor olsa dahi, makam müziği anlayışı içinde görmeye, dinlemeye ve icra edilmesine alışık olduğumuz Taksim formu; icra şekli, makam yapısı ve üslubu gereği diğer müzik türleri içindeki doğaçlama temelli benzer uygulamalarından karakteristik olarak ayrışan özellikler taşımaktadır. Gerek enstrümanların yapısal özellikleri gerekse ilgili müzik türünün dinamiklerini oluşturan müzikal anlayış, farklı coğrafyalardaki müzik türleri içinde doğaçlama temelli icranın şekil ve üslup özelliklerini belirlemekte ve farklılaştırmaktadır. Bu araştırmada; İstemihan Taviloğlu tarafından Klasik Batı Müziği’nin en önemli formlarından biri olan Konçerto formu dahilinde kullanan ve Klarnet Konçertosu 3. Bölümde “Taksim” notu düşülerek notaya aktarılmış kısma yönelik inceleme ve analizlere yer verilmiştir.&#13;
 </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Alıştırma Yönteminin Eskrim Kılıç Branşının Öğrenimine ve Görsel Reaksiyon Zamanına Etkisinin İncelenmesi</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=68193</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=68193</guid>
      <author>Hasan Çınar</author>
      <description>&lt;a name="_Toc406373012"&gt;&lt;/a&gt;Bu araştırmada, alıştırma yönteminin eskrim kılıç branşının öğrenimine ve görsel reaksiyon zamanına etkisini belirlemek için amaçlanmıştır. Araştırma deney ve kontrol gruplu öntest-sontest modelinde tasarlanmıştır. Araştırma 2017-2018 öğretim yılı bahar döneminde Sakarya Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği ve Spor Yöneticiliği Bölümlerinde 2, 3, ve 4. sınıflarında okuyan ve eğitsel oyunlar dersine kayıt yaptıran 40 öğrenci katılmış ve ölçüm sonuçlarına göre her iki grupta birbirine benzer özellikte olan deney (12) ve kontrol (12) grubundan toplamda 24 öğrenci araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmada reaksiyon zamanının ölçümü için Ramadan (2017) tarafından geliştirilen kılıç reaksiyon ve antrenman mankeni kullanılmıştır. Eskrim kılıç branşındaki becerileri ölçmek için araştırmacı tarafından geliştirilen gözlem formları kullanılmıştır. Deney grubunda 12 hafta boyunca alıştırma yöntemi, kontrol grubunda ise komut yöntemi kullanılarak dersler işlenmiştir. Araştırmadan elde edilen verilerin çözümlenmesi için betimsel istatistik, bağımlı ve bağımsız gruplar t testi, Wilcoxon işaretli sıralar testi ve Mann Whitney U testi kullanılm&lt;a name="_Toc407628308"&gt;&lt;/a&gt;ıştır. Araştırma sonucunda deney grubunu oluşturan öğrencilerin manuel deneme 3 vuruş, 4 vuruş, 5 vuruş, otomatik deneme 5 vuruş ve otomatik deneme 10 vuruş; kontrol grubunu oluşturan öğrencilerin ise manuel deneme 4 vuruş ve 5 vuruş ön test-son test reaksiyon zamanları arasında son test lehine istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olduğu belirlenmiştir. Alıştırma ve komut yöntemiyle ders işlenen deney ve kontrol gruplarındaki öğrencilerinin ön test ve son test reaksiyon zamanı puanlarının farkları karşılaştırıldığında, sadece manuel deneme 3 vuruşta ve otomatik deneme 10 vuruşta iki grup arasında kontrol grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir. Araştırmada ayrıca, kılıç branşı becerilerinin öğreniminde her iki yöntemde de sontest puanları lehine anlamlı farklılıklar elde edilmiştir. Deney ve kontrol gruplarındaki öğrencilerinin becerilere ait erişi puanları karşılaştırıldığında, angard, geri yürüme, kol uzatma, adım hamle, 3 vuruş, 4 vuruş, 5 vuruş, 5 parad ve 4 paradripost becerilerinde deney grubu lehine anlamlı farklılıklar olduğu belirlenmiştir.&#13;
 </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Reklamcılıkta Deepfake Ugulamasına Neil Postman’ın Beş Fikirli Perspektifiyle Yaklaşmak: Durum Çalışması</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=68267</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=68267</guid>
      <author>Huri Deniz Karcı</author>
      <description>Yapay zeka uygulamaları, bilişim teknolojisinden tıp alanına, endüstriyel üretimden eğitime, spordan pazarlama dünyasına ve daha pek çok arenada etkisini her geçen gün gösteren bir olgu haline gelmiştir. Bir derin öğrenme aracı olan deepfake uygulamaları da son yıllarda iletişim teknolojisinde etkisi gittikçe hissedilen yapay zeka teknolojilerinden biri olarak kullanılmaya başlanmıştır. Sinema, eğitim, siyasi arenadan sonra reklamcılıkta da kullanımına başvurulan bu teknolojik yeniliğin avantajları olabileceği gibi dezavantajları da dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın amacı; deepfake uygulamalarının reklamcılıkta kullanımını avantajlı ve dezavantajlı yönleriyle derinlemesine incelemektir. Çalışma yöntemi, Türkiye’de ilk deepfake reklam örneği olarak kabul edilen ve merhum oyuncu Kemal Sunal’ın görüntülerinin değiştirilerek  uygulandığı Ziraat Bankası “Sen Hep Gülümse” deepfake reklam filmi örneğine dayanan nitel çalışma desenli durum çalışması olarak belirlenmiştir. Bu örnek reklam filmi betimsel analiz yapılarak, reklam künyesi ve genel bilgileri, ait olduğu deepfake türü ve avantaj-dezavantajlarını ortaya koyacak beş fikir çerçevesinde derinlemesine incelenmiştir. Burada geliştirilen beş adet fikir deepfake uygulamalarının reklamcılıktaki kullanımına yönelik olup, teorik alt yapıda Neil Postman’ın teknolojik değişimlerle ilgili beş fikirli teorisi baz alınmıştır.  Deepfake türleri ise Kietzman ve arkadaşlarının önerdiği deepfake türlerinden yola çıkılarak oluşturulmuştur. Çalışma sonunda; her ne kadar bu teknolojinin reklamcılıkta kısıtlı durumları aşarak kolaylık sağlaması ve çağın ilerisinde yaratıcı teknikler kullanması gibi olumlu etkileri gözlemlense de; tüketicilerde reklamcılığa karşı gerçeklik algısını ve güven duygusunu zedeleyici ve reklamcılık kültürünün genelinde etik ve yasal hususlar açısından dezavantajları olabileceği sonucuna varılmıştır. Yapılan analizlerin ve çıkarılan sonuçların, dijital yazarlık açısından dijital kimlik inşaasına katkı sağlayacağı, tüketicilerde ve reklamcılık alanında çalışanlarda ve araştırmacılarda farkındalık yaratacak bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir.&#13;
 </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Ses Eğitimine Yönelik Mobil Uygulamaların İncelenmesi</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67697</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67697</guid>
      <author>Sümeyra Merve Özcan Bahar Güdek </author>
      <description>&lt;p style="margin: 0cm; margin-bottom: .0001pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt;"&gt;Bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle mobil öğrenme kavramı ortaya çıkmış ve eğitime yönelik mobil uygulamaların kullanımı yaygınlaşmıştır. Ses eğitimine yönelik oluşturulmuş çeşitli mobil uygulamalar mevcut olmakla birlikte bu uygulamaların sayısı her geçen gün artmaktadır. Ses eğitimine yönelik kullanılan mobil uygulamaları incelemek amacıyla yapılan bu çalışma, durum belirlemeyi, çeşitli sonuç ve önerilere varmayı amaçlayan betimsel bir çalışmadır. Araştırmada, ses eğitimine yönelik kullanılan mobil uygulamaları tespit etmek amacıyla Google Play Store ve App Store üzerinden, vocal training, vocal exercises ve online vocal lessons başlıkları kullanılarak arama yapılmıştır. Uygulamaların taranması sonucunda, ses eğitimine yönelik geliştirilmiş, en çok oylanan ve en yüksek puanları alan eğitici mobil uygulamalar arasından 10 uygulama seçilmiştir. Uygulamaların erişilebilirliğini, kullanıcılara sağladığı imkanları, ses eğitimine yönelik sağladığı teknolojik imkanları ve eğitici içeriğini tespit etmek amacıyla 22 özellik belirlenmiş ve bu özellikler çerçevesinde elde edilen veriler nitel analiz yöntemleri ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, uygulamaların genel olarak çeşitli amaçlara yönelik vokal egzersizleri sunduğu, doğru perdede şarkı söylemeyi, şarkı söyleme esnasında ses ve nefes kontrolünü öğretmeyi hedeflediği tespit edilmiştir. İncelenen uygulamaların bazılarının öğretim videoları içerdiği, kişinin ses türünü analiz etme veya seçme olanağı tanıdığı, egzersizleri ses aralığına göre kişiselleştirdiği, vokal egzersiz esnasında şarkı söyleme perdesini/entonasyonu algılamakla birlikte egzersiz sonunda puanlama sistemine sahip olduğu görülmüş, böylelikle ses eğitimine yönelik motivasyonu arttırdığı ve öğrenmede kolaylık sağladığı gibi anlamlı sonuçlara ulaşılmıştır. &lt;/span&gt;</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İlahi Dinleri Temsil Eden Kurumlar Üzerinden Yeni Medya Kullanım Biçimleri</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67913</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=67913</guid>
      <author>Muhsin Özdemir</author>
      <description> İletişim, sosyal bir varlık olan insanın doğumuyla başlar. Bu doğal süreç hayat boyu devam eder. Din ise insanlık tarihi boyunca var olan temel değer ve olgulardan biridir. Günümüzün en belirgin özelliklerinden birisi de teknolojik gelişmelerdir. Bu gelişmeler ve enformasyon hayatın vazgeçilmezleri arasına girmiştir. Yeni iletişim ve medya teknolojilerindeki gelişmeler, dinler için yeni fırsatlar ve riskler meydana getirmiştir. Bu gelişmelerin ticari, kültürel, sosyolojik ve politik sonuçları olduğu gibi dinlerle ilgili sonuçları da olacaktır. 'Global köy' olan dünyamız yeni iletişim biçimleriyle tanışmakta böylece hayatımızı etkilemektedir. Din aşkın varlıkla insan arasındaki iletişimdir.  &#13;
Sosyal medyayı da içine alan yeni medya da din artık dijitalleşmeye başlamıştır. Birey için yeni sosyalleşme ortamları sunan dinlere ait web'ler, istenilen bilgiye doğru ve hızlı bir şekilde ulaşabilmeyi amaç edinmiştir.&#13;
İlahi dinlere ait; www.diyanet.gov.tr&#13;
                           www.varican.va&#13;
                          www.chabad.org web siteleri belirlediğimiz zaman periyodunda 1 tıkla ulaşılabilecek şekilde içerik analiziyle incelenmiştir.&#13;
Önemli bir arabirim olan web'ide içine alan yeni medya, kurumlar için enformasyon ağının dünyanın her yerine kolayca ulaşmasını sağlamış, dinlerin iletişim politikalarını ve hedef kitlelere ulaşma yöntemlerini de derinden etkilemiştir.&#13;
Kurumların kültürel, ekonomik ve hukuki yapıları, yeni medya kullanım biçimlerini, yeni medyayı kullanarak verdikleri hizmetlerin türlerini, yapısını ve söylemlerini farklılaştırmaktadır.&#13;
 </description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


