






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>SOCIAL MENTALITY AND RESEARCHER THINKERS JOURNAL (SMART JOURNAL), Yıl 2020 Sayı 39</title>
    <link>https://smartofjournal.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=1801</link>
    <description>SOCIAL MENTALITY AND RESEARCHER THINKERS JOURNAL (SMART JOURNAL)</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>MESLEK YÜKSEKOKULU ÖĞRENCİLERİNİN UZAKTAN EĞİTİM İLE YÜRÜTÜLEN MATEMATİK DERSLERİNE YÖNELİK TUTUMLARININ İNCELENMESİ</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56384</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56384</guid>
      <author>Barış DEMİR,</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;COVID-19 salgını sebebiyle dünya büyük bir krizle karşı karşıya kalmış bazı temel hizmetler dışında hayat durma noktasına gelmiştir. Bu hizmetlerin başında da örgün eğitim gelmektedir. Bu araştırmanın amacı meslek yüksekokulu öğrencilerinin pandemi sürecinde uzaktan eğitim ile yürütülen matematik derslerine karşı tutumlarının incelenmesi ve bu görüşlerin değişkenlere göre istatistik olarak anlamlı olup olmadığının tespit edilmesidir. Kocaeli Üniversitesi bağlı meslek yüksekokullarında öğrenim gören 363 öğrenci ile yürütülen bir betimsel tarama modeli çalışmasıdır. Çalışmada veri toplama aracı olarak Ağır ve arkadaşları (2008) tarafından geliştirilen Uzaktan Eğitim Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Öğrencilerin uzaktan eğitime yönelik ölçek maddelerine verdikleri cevapların cinsiyet, mezun olunan lise türü, bölüm, internet olma durumu, internet kullanma süresi, derse bağlanma türü ve uzaktan eğitim ile ilgili sahip olunan bilgi değişkenlerine göre farklılaşma olup olmadığını araştırmak üzere t-testi ve ANOVA testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda öğrencilerin matematik derslerinin uzaktan eğitim ile yürütülmesine yönelik olumsuz bir tutuma sahip oldukları ve bu tutum düzeylerinin bazı değişkenlere göre farklılık gösterdiği görülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BASİT MALZEMELERLE YAPILAN STEM ETKİNLİKLERİNİN OKUL ÖNCESİ ÖĞRETMEN ADAYLARININ MESLEĞE İLİŞKİN TUTUMLARI AÇISINDAN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56387</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56387</guid>
      <author>Cansu AZAMET,, Sema ALTUN YALÇIN</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Bu araştırma STEM eğitiminin okul öncesi öğretmen adaylarının mesleki tutumlarına etkisinin ve STEM eğitimine ve etkinliklere yönelik görüşlerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 2018/2019 Bahar döneminde Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Eğitim Anabilim Dalında öğrenim gören 22 Okul öncesi öğretmen adayları oluşturmaktadır. Okul öncesi öğretmen adaylarına 8 hafta süreyle basit malzemelerden oluşan tasarım temelli STEM eğitimi verilmiştir. Çalışmada karma yöntem kullanılmıştır. Karma yöntemde nitel ve nicel yöntemler birlikte kullanılmaktadır. Nicel verilerin elde edilmesinde etkinlik öncesi ve sonrası adaylara uygulanan “Öğretmenliğe İlişkin Tutum Ölçeğinden” yararlanılmıştır ve veriler istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Nitel verilerin toplanması için etkinlikler sonrasında öğretmen adaylarına “Yarı yapılandırılmış görüşme” uygulanarak okul öncesi öğretmen adaylarının almış oldukları STEM eğitimine ve etkinliklere yönelik görüşleri “İçerik analiz” yöntemi ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda STEM etkinliklerinin öğretmen adaylarının öğretmenlik mesleğine ilişkin tutumlarında anlamlı bir fark oluştuğu sonucuna varılmıştır. Nitel verilerden elde edilen sonuçlara göre öğretmen adaylarının bir kısmı, STEM eğitimlerinin Eğitim Fakültelerinde verilmesini ve hatta bu eğitimlerin küçük yaştan yani okul öncesi çocuklarından başlanarak verilmesi gerektiğini, bu eğitimlerin öğrencilerde üst düzey düşünme becerileri kazanmalarına katkı sağlayacağını ifade etmişlerdir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>COVİD-19 SÜRECİNDE TÜRKİYE’DEKİ MARİNALARIN HİZMET KALİTELERİNİN WEB SİTELERİ ARACILIĞIYLA DEĞERLENDİRİLMESİ</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56388</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56388</guid>
      <author>Aykan CANDEMİR,; Ali Erhan ZALLUHOĞLU , Cihat KARSLI</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Hizmet kalitesi, işletmelerin müşterilerine sunmayı vaad ettiklerini hatasız ve eksiksiz olarak gerçekleştirmesi, aynı zamanda müşteri beklentilerinin karşılanabilme yeteneğidir ve buna bağlı olarak müşteri tarafından algılanan performans ve müşterinin tatmin edilme düzeyidir. Son yıllarda hizmet sektöründe gerçekleşen yüksek rekabet ve müşterilerin daha bilinçli hale gelmesiyle sunulan hizmet kalitesine verilen önemi de arttırmıştır. Kısa sürede dünyaya yayılan Koronavirüs (COVID-19) tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de turizm hareketlerini olumsuz yönde etkilemeye devam etmektedir. Salgın nedeniyle, tüm faaliyetlerin durma noktasına gelmesi, deniz turizmi ve bu alanda faaliyet gösteren işletmeleri de derinden etkilenmiştir. Türkiye’de kriz ortamına giren turizm sektöründe, normalleşme süreciyle beraber turizm faaliyetleri başlamış olsa da değişen turist satın alma davranışlarına bağlı olarak deniz turizmi kapsamında yat turizmine yoğun bir talep olduğu gözlemlenmiştir. Turizm hareketleri içinde seyahat merkezinde deniz ve çevresi dinlenme ve eğlence faaliyetlerini kapsayan deniz turizmi dâhilindeki yat turizmi, Türkiye’de halen istenilen düzeye ulaşamamış olsa da turizm açısından önemli bir potansiyele sahiptir. Bu potansiyelin arttırılabilmesi için Türkiye yat turizmi destinasyonları ve marinalara yönelik bilgilerin hedef kitleye etkili biçimde ulaştırılması gereklidir. İşletmelerin vazgeçilmezi haline gelen internet ve web siteleri, firma ve müşterileri arasındaki bağların oluşmasına katkı sağlamakta ve önemli bir bilgi kaynağı oluşturmaktadır. Turizm sektöründe, internet ve web sitelerinin pazarlama iletişimi faaliyetlerinde sıkça kullanıldığı bilinmektedir. Bu bağlamda marina web sitelerinde sunulan bilgi ve görseller marinalarda verilen hizmetleri vurgulayarak yat sahiplerinin marina tercihlerini etkileyebilecek bir potansiyele sahiptir. Araştırmanın amacı, yat turizmi tercihini etkileyen bir kriter olan marina hizmetlerinin marina web sitelerinde görsel ve dilsel ifadelerle yansıtılma düzeylerini boylamsal olarak karşılaştırmaktır. Veriler 2015 ve 2020 yıllarında toplanmış ve SERVQUAL ölçeği temel alınarak değerlendirilerek karşılaştırılmıştır. Elde edilen bulgular marinaların Pandemi sonrası döneme iyi hazırlandıkları ve web sitelerinde sunmakta oldukları hizmetlerini kaliteli bir şekilde yansıttıkları yönündedir. Buna karşılık COVİD 19 özelindeki sağlık ve fiziksel mesafe tedbirlerine yönelik uygulamalara az sayıdaki marina web sitesinde rastlanması önemli bir eksiklik olarak dikkat çekmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FİNLANDİYA, FRANSA VE TÜRKİYE’DE YABANCI DİL ÖĞRETMENİ YETİŞTİRME SİSTEMLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56389</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56389</guid>
      <author>Rafet AYDIN,, Gözde GÖKDEMİR BAŞER</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Bu araştırmanın amacı; Finlandiya, Fransa ve Türkiye’de yabancı dil (İngilizce) öğretmeni yetiştirme sistemlerini karşılaştırarak incelemektir. Araştırmanın evrenini, Türkiye’de, Fransa’da ve Finlandiya’da İngilizce öğretmeni yetiştirme sistemleri oluşturmuştur. Örneklem olarak; Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Paris Sorbonne Üniversitesi Paris Öğretmen ve Eğitim Yüksekokulu ve Helsinki Üniversitesi Eğitim Fakültesi seçilmiştir. Bu araştırma, bir karşılaştırmalı eğitim çalışması olup; hem nitel bir araştırma hem de tarama modeli özelliği taşımaktadır. Verilerin toplanmasında, belgesel tarama kullanılmıştır. Belgesel tarama yoluyla, ulusal ve uluslararası arama motorları, veri tabanları, resmi kurumların web siteleri, yasalar ve yönetmelikler, ulaşılabilen tüm kütüphane kaynakları incelenmiş ve elde edilen tez, makale, kitap, bildiri ve web sayfası veri kaynağı olarak kullanılmıştır Araştırma verilerinin analizinde, karşılaştırmalı araştırmalarda kullanılan değişik yaklaşımlar bulunmaktadır. Farklı eğitim sistemlerinin tek tek unsurlarının paralel bir şekilde bütün olarak incelendiği yatay yaklaşım ve eğitim sistemlerinin benzerlikler ve farklılıkları için tanımlayıcı yaklaşım benimsenmiştir. Ayrıca, belgesel tarama modelinden de yararlanılmıştır. Böylece üniversitelerin Eğitim Fakültelerinin İngilizce öğretmeni yetiştiren programlarının amaçları, eğitim düzeyleri, süreleri, giriş koşulları, eğitim öğretim süreçleri ve öğretmenlik uygulamaları arasındaki benzerlik ve farklılıklar değerlendirilmiştir. Yine elde edilen veriler araştırma problemi ve alt problemlerinden yola çıkılarak verilerin analizi için bir sistem oluşturulmuş ve sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırma sonuçlara bakıldığında; yabancı dil öğretmeni yetiştirme programlarının amaçları benzer özellikler gösterdiği ancak giriş koşulları, düzeyleri, süreleri, eğitim öğretim süreçleri ve öğretmenlik uygulamaları arasında farklılıklar göstermektedir. Türkiye’de yabancı dil öğretmeni yetiştirme programının giriş koşulları, eğitim öğretim süreçleri ve öğretmenlik uygulamalarında değişiklikler yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İZLENİM YÖNETİMİ TAKTİKLERİ: INSTAGRAMDA İZLENİM YÖNETİMİ TAKTİKLERİNİN KULLANIMINA İLİŞKİN NİTEL BİR ANALİZ</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56390</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56390</guid>
      <author>Ebru ÇİTİL,, Ayşen TEMEL EGİNLİ</author>
      <description>İnternet teknolojisinin küçük ve sınırlı bir ağ üzerinden başlayan yolculuğu, sosyal medya olarak isimlendirilen, tüm Dünya’ya erişim ve bilgi paylaşımını sağlayan teknolojik ve sosyal altyapıya evrilerek İnternet’i bireylerin günlük yaşamlarının odağına yerleşmiştir. Sosyal medya üzerinde yer alan sosyal ağ uygulamaları bireylerin zaman ve mekân kısıtı olmadan günlük yaşamlarının her anında kendileri ile ilgili bilgileri diğer sosyal ağ kullanıcıları ile paylaşabilmelerini sağlamaktadır. Söz konusu paylaşımlar büyük kitlelere kolay bir şekilde ulaşabilmekte, sosyal ağ kullanıcıları çift yönlü ve üretici durumda oldukları bir etkileşim içinde yer alabilmektedir. Bireyler günlük yaşamlarında diğer kişiler üzerinde kendilerine ilişkin olumlu bir izlenim yaratmak amacı ile benlik sunumlarını gerçekleştirmektedirler. Benlik sunumu, bir kişinin diğer kişiler üzerinde bıraktığı etkiyi ya da algıyı ifade etmektedir. Bu amaçla da kişiler benlik sunumlarının pozitif bir şekilde oluşmasını sağlamak için kendilerine ait izlenimleri niyet ederek ya da niyet etmeksizin yönetmektedirler. Böylece olumsuz olabilecek izlenimleri denetleyebilmeleri ve olumlu yönde geliştirmeleri de mümkün olabilmektedir. Günümüzde bireyler aynı günlük yaşamda olduğu gibi benlik sunumlarını dolayısıyla izlenim yönetimlerini sosyal ağlar aracılığı ile gerçekleştirmektedir. Bu sosyal ağlardan biri olan Instagram, bugün milyonlarca kullanıcının içinde yer aldığı bir ağ durumundadır. Instagram kullanıcıları bu sosyal ağ uygulaması üzerinden istedikleri tüm görsel ve metin içeriklerini diğer kullanıcılara sunabilmektedir. Bu çalışmada, benlik sunumu ve izlenim yönetimi kavramı anlatılarak, literatürde benlik sunumu kavramı ile izlenim yönetimi kavramının birbirini kapsadığı, aynı anlamda kullanıldığı veya birbirinden ayrıldığı tanımlar aktarılmıştır. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılarak amaçlı örneklem yöntemi ile belirlenen Instagram kullanıcısı olan yirmi kişi ile çalışmanın kuramsal çerçevesine uygun olarak hazırlanan araştırma sorularına yanıt bulmak amacı ile yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi ile görüşme yapılmıştır. Görüşmeden elde edilen veriler nitel bir analiz programı ile analiz edilmiştir. Gerçekleştirilen araştırma sonucunda da kendini tanıtma, kendini sevdirme, örnek olma taktiklerini, niteliklerini tanıtma, saygı ve statü kazanmaya yönelik olarak niteliklerini ortaya koyma, örnek olma taktiklerinin daha fazla kullanıldığı belirlenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İÇİŞLERİ BAKANLIĞI NVİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNÜN E-DEVLET ÜZERİNDEN SUNDUĞU PDF TABANLI ALT-ÜST SOY VERİSİNDEN HAREKETLE GRAFİK GÖRSEL TABANLI KİŞİSEL SOYAĞACI (PEDİGREE TREE) OLUŞTURAN SİSTEM KURULUMUNUN TEMELLERİ VE DÜNYADAKİ BENZERLERİ İLE KIYASLAMASI</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56393</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56393</guid>
      <author>Hakan YILDIRIM,</author>
      <description>İnsan genom projesinin 2000 yılında tamamlanmasının ardından bu projenin devamı niteliğinde binlerce yeni proje başlamış ve devam etmektedir. Bu konuda her geçen gün devrim nitelikli keşifler yapılmaktadır. Ancak halen çok pahalı olan analizler ve görece ucuz olsa bile yine de pahalı olan testler az sayıda kişi tarafından yapılabilmektedir. Özellikle monogenik hastalıklar bakımından aynı soy üzerindeki kişiler test yaptırmasa bile aynı risklere sahipken diğer herediter hastalıklar bakımından da önemli veriler bu yolla sağlanmaktadır. Bunun için kullanılan araçlar dijital soy ağaçları olup öncelikle hazır verilerden yola çıkarak grafik-görsel bir araca ihtiyaç vardır. Ancak hastalıkların genetik boyutu olması durumunda bu konunun mutlaka bir dijital soy ağacı ile otomatik olarak değerlendirilmesi gerektiği de açıktır. Dijital soyağaçları yeni nesil genetik analizler için çok kritik bir yerde durmaktadır. Öte yandan NVİ 2018 yılı başından itibaren PDF tabanlı ve alt-üst soy verilerini kişilerle e-devlet sistemi üzerinden paylaşmaktadır. Türkiye’de bu PDF tabanlı verilerden yola çıkarak grafik görsel tabanlı ve ihtiyaca göre genişletilebilir bir dijital yazılıma ihtiyaç vardır. Öte yandan Piyasada bulunan ve aboneliğe dayalı çalışan sistemler tamamen yabancı kaynaklıdır. Bu soyağacı siteleri aynı zamanda DNA testi de yaptırmakta olup bu yolla yurt dışına giden DNA test verilerimizin yüzbinlerce olduğu da görülmektedir. Bu makalede E-devlet üzerinden verilen PDF tabanlı soy verilerinin otomatik olarak grafik ve görsel tabanlı soy ağacına dönüştürülmesini takiben yerli imkanlarla tasarlanması gereken, kullanıcı isteklerine göre genişleyebilir bir soyağacı programı tasarlanması için gereken sistemin hukuki ve teknik analizi yapılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KAMU YÖNETİMİNDE ŞEFFAFLIK VE BİLGİ EDİNME HAKKI: TÜRKİYE VE ALMANYA ÜZERİNDEN KARŞILAŞTIRMALI BİR İNCELEME</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56395</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56395</guid>
      <author>Sefa USTASefa USTA,, Abdulvahap AKINCI</author>
      <description>Kamu yönetiminde demokrasinin gelişimi ve katılımcılık anlayışının tartışılmaya başlanması ile birlikte yönetimde şeffaflık ön plana çıkmıştır. Kamu yönetiminde hesap verebilirlik düşüncesi, yönetimde açıklık ilkesini de beraberinde getirmiştir. Gelişmiş birçok ülkede olduğu gibi hem Almanya’da hem de Türkiye’de şeffaf yönetim anlayışını hayata geçirebilmek adına yasal düzenlemeler yapılmıştır. Buradan hareketle hazırlanan çalışmanın temel iddiası, kamuda yeniden yapılanma çalışmaları ile kamu yönetimindeki gizlilik geleneğinin kırılarak, açıklık ilkesinin yerleştirilmek istendiğidir. Türkiye ve Almanya’da idari ve hukuki sistem içerisinde yönetimde açıklık ilkesini yerleştirebilmek adına ortaya konulan düzenlemelerin karşılaştırmalı bir şekilde irdelenmesi çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Bu amaç doğrultusunda hazırlanan çalışmada karşılaştırmalı analiz yönteminden yararlanılmış, konu ile ilgili birincil ve ikinci kaynaklardan faydalanılmıştır. Bu yöntem ekseninde hazırlanan çalışma kapsamında kamu yönetiminde gizlilik ve şeffaflık konusu irdelenmekte, Türk kamu yönetiminde şeffaflığa yönelik düzenlemeler incelenerek, “Bilgi Edinme Hakkı Kanunu” değerlendirilmektedir. “İdari Usul Yasası” ve “Federal Bilgi Edinme Kanunu” üzerinden hareketle Almanya’da yönetimde şeffaflık uygulamaları hakkında bilgi verilmektedir. Çalışma iki ülkenin yönetimde şeffaflık uygulamalarına dayanak oluşturan mevzuatlarının mukayeseli analizi ile nihayetlendirilmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GENEL ÖZ-YETERLİK İNANCI ÖLÇEĞİNİN GELİŞTİRİLEREK SAĞLIK ÇALIŞANLARINDA GEÇERLİK VE GÜVENİRLİĞİNİN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56396</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56396</guid>
      <author>Kamuran CERİT,</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Bu çalışma genel öz-yeterlik inancı ölçeğinin geliştirilerek sağlık çalışanlarında geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Metodolojik türdeki çalışma üç farklı hastanede, Ağustos 2017 ile Ağustos 2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini çalışmaya gönüllü olarak katılan 391 sağlık personeli oluşturmuştur. Ölçeğin kapsam geçerliğini sağlamak için oluşturulan madde havuzu 8 uzmanın görüşüne sunulmuştur. Ölçeğin güvenirlik analizleri için test-tekrar test güvenirliği incelenmiş ve Cronbach alfa katsayısı hesaplanmıştır. Geçerlik analizleri için kapsam geçerlik indeksi hesaplanmış ve açımlayıcı faktör analizi uygulanmıştır. Ölçeğin kapsam geçerlik indeksi 0,99 olarak belirlenmiştir. Açımlayıcı faktör analizi sonucunda varyansın % 60,60’ını açıklayan 2 faktör elde edilmiştir. “Çaba ve güven” faktörü 8 madde ve “davranıştan kaçınma” faktörü 3 maddeden oluşmuştur. Ölçeğin geneli için Cronbach Alfa güvenirlik katsayısı 0.87; çaba ve güven faktörü için 0.90 ve davranıştan kaçınma faktörü için 0.70 olarak bulunmuştur. Ölçeğin test-tekrar test güvenirliği r= 0,97 olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak, bulgular genel öz-yeterlik inanç ölçeğinin geçerlilik ve güvenilirliğine ilişkin önemli kanıtları desteklemektedir. Bu ölçek, genel öz-yeterlik inanç değişkeninin inceleneceği alanlarda kullanılabilir. Ayrıca çalışma sonuçlarını test etmek için farklı ve daha büyük örneklemlerde daha fazla araştırma yapılabilir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>TÜRKİYE’DE ÇOCUK DERGİLERİNİN KAPAK TASARIMININ ÖRNEKLER ÜZERİNDEN İNCELENMESİ</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56397</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56397</guid>
      <author>Ghonche GHOJOGHİ,</author>
      <description>Çocuk dergileri, sadece çocuk edebiyatı ile ilgilenenler için değil, sosyoloji, pedagoji, tarih ve sanat tarihi araştırmacıları için de önemlidir. Yakın tarihimizin sosyolojik ve psikolojik gelişimi hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler ile eğitimciler için kaynak durumunda olan çocuk dergileri, eğitim tarihinin ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye' de çocuk dergiciliğinin doğuşu Tanzimatla birlikte hız kazanan sosyal değişimin bir devamı niteliğindedir. İlk çocuk dergisi Mümeyyiz, 1869 yılında yayın hayatına başlamıştır. Bu çalışmada; örnek olarak Türkiye’de altı çocuk dergisi üzerinden altı kapak tasarımı seçilmiştir. Üç çocuk dergisi Osmanlıca dönemine ait olup diğer üç dergi ise günümüz çocuk dergilerden seçilmiştir. Bu dergiler; Çocuklara Talim dergisi, Çocuklara Mahsus Gazete dergisi, Yeni Yol dergisi osmanlıca olup; Atlas Çocuk dergisi, Bilge Çocuk eğitim dergisi ve Bilim Çocuk dergisi de güncel çocuk dergilerinden seçilmiş olmaktadır. Osmanlıca dönemine ait toplam sayısı 54 olan Osmanlıca çocuk dergilerinden kapak sayfası düzenli olan üç tane dergi seçilmiştir. Bunun temel sebebi ise diğer ilk dönem veya başlangıç dönemi dergilerinin çoğunda kapak sayfasının olmayışı ya da kapak sayfasının düzensiz oluşu olarak tespit edilmiştir. Ayrıca; çalışmada günümüz çocuk dergilerden sadece 3 ünlü çocuk dergisi seçilmiştir. Araştırma alanı altı örneklem dergi ile sınırlandırılmıştır. Araştırmamızda sonuç olarak; Basılı yayın ürünlerinden biri olan dergiler, kapaklarında yer alan görsel kodlar aracılığı ile hedef kitlelere ulaşmakta ve ilk etkileşimi oluşturmaktadır. Bu etkileşim ile oluşan iletişim daha çok görsel bir iletişim türüdür. Bilindiği gibi, görsel iletişim, kapakta yer alan tüm görsel kodların bir araya gelerek, o kodların kolay ve anlaşılır bir şekilde sunumunu sağlayan bir iletişim türüdür. Söz konusu görsel kodların belli bir düzen içerisinde aktarımı da “tasarım” aracılığı ile sağlanmaktadır. Bilindiği üzere çocuk dergilerinde; çocukların neler bilmelerini, nasıl olmalarını, nelerin değerli olduğunu göstermek ve aynı zamanda eğitmek temel hedeftir. Bu bağlamda, bu dergilerin kapakların tasarımı, illüstrasyon ve resimleri çok önemlidir ve bunları hazırlayan kişilerin sadece bir tasarımcı değil aynı zamanda çocukların piskolojisini bilen, çocuklara eğitim veren kişiler olması büyük bir önem taşımaktadır. Zira, bu dergiler çocuklar üzerinde etkili olması nedeniyle diğer dergilere nazaran daha dikkatli ve özenli tasarlanması bir mecburiyettir. Bu bilgilerden hareketle; Türkiye’de tarih boyunca çocukların dünyasına dergiler ve dergi kapakları üzerinden yapılan araştırmalarla da ulaşmak mümkündür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KARAELMAS POSTASI GAZETESİ</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56398</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56398</guid>
      <author>Zafer ÇİL,</author>
      <description>Bu çalışmada, Maden Kâtipler Derneği tarafından Zonguldak’ta neşredilen Karaelmas Postası gazetesi incelenmektedir. Ankara Milli Kütüphane koleksiyonundan elde edilen gazete nüshalarının incelenmesine dayanan çalışmada, gazetenin yapısı, yazar kadrosu ve yayın ilkelerini ortaya koyan bilgilere yer verilmiştir. Bu bağlamda niteliksel içerik analizi yöntemi izlenerek elde edilen veriler doğrultusunda, gazetenin yayın politikasını ortaya koyan bir çerçeve çizilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİREYSEL YENİLİKÇİLİK DÜZEYİNİN BAZI DEĞİŞKENLER AÇISINDAN İNCELENMESİ: KOCAELİ ÜNİVERSİTE ÖRNEĞİ</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56399</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56399</guid>
      <author>Asiye YÜKSELAsiye YÜKSEL,; Barış DEMİR , Aykut TOSUN</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Geleceğin çalışanları olarak üniversite öğrencileri, organizasyonel ortamlarda inovasyonun önemli bir kaynağıdır. Bu çalışmanın amacı, Kocaeli Üniversitesi öğrencilerinin bireysel yenilikçilik düzeyinin “Bireysel Yenilik Ölçeği” kapsamında belirlenmesidir. Veri toplama aracı olarak 1977 yılında H. Thomas Hurt, Katherine Joseph ve Chester. D. Cook tarafından geliştirilen, 2010 yılında Türkçeye uyarlamasını geçerliği ve güvenirliği Kılıçer ve Odabaşı’nın yaptığı “Bireysel Yenilikçilik Ölçeği” kullanılmıştır. Araştırmada 20 ifadeden oluşan ölçeğin güvenirlik katsayısı 0.873 olarak bulunmuştur. Araştırmanın çalışma grubunu; 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Kocaeli Üniversitesi’nde bulunan ve önlisans düzeyinde eğitimlerine devam eden 123 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmadan elde edilen sonuçlardan biri meslek yüksek okulunda öğrenim gören öğrencilerin cinsiyetleri ile bireysel yenilikçilik ölçeği boyutlarından değişime direnç ve fikir önderliği boyutu arasında erkek öğrenciler lehine anlamlı bir fark olduğunu göstermektedir. Diğer bir sonuca göre öğrencilerin öğrenim gördükleri bölüm ile değişime direnç ve fikir önderliği boyutları arasında anlamlı bir fark tespit edilmiştir Analiz sonuçları incelendiğinde; öğrencilerin orta düzeyde bireysel yenilikçilik puan ortalamasına sahip oldukları görülmüştür.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>KARAR VERME SÜRECİNDE YATIRIMCILARI ETKİLEYEN BİLİŞSEL VE DUYGUSAL ÖNYARGILAR</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56385</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56385</guid>
      <author>Esra DEMİREL,, Nazan YELKİKALAN</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Davranışsal finansın ortaya çıkması insanların geleneksel finans teorilerindeki gibi rasyonel davranmadıkları bilgisine dayanmaktadır. Bu alanın temelinde Beklenti Teorisi bulunmaktadır. Beklenti Teorisi, karar verme yöntemlerinin değişmesine sebep olarak, irrasyonel davranışların modellenmesinde kolaylık sağlamaktadır. Bireylerin finansal amaçlarına ulaşmaları toplumun refah seviyesini yükseltmektedir. Finansal amaçlarına ulaşmak isteyen yatırımcılar da doğru karar vermek zorundadır. Davranışsal finansta, bireylerin yatırım kararlarını etkileyen bilişsel ve duygusal eğilimler bulunmaktadır. Bu eğilimler önyargı olarak adlandırılmaktadır. Bilişsel ve duygusal önyargılar yatırımcı davranışlarının açıklanmasını sağlamaktadır. Literatürde en çok kullanılan bilişsel eğilimler; bilişsel çelişki, aşırı güven, temsil etme, mevcudiyet, çıpalama ve düzeltme, doğrulama, muhafazakarlık, zihinsel muhasebe, sonralık etkisi, çerçeveleme etkisi, geri görüş yanılgısı; en çok bilinen duygusal eğilimler; pişmanlıktan kaçınma, yatkınlık, kendini kontrol edememe, sosyal etkileşim, internet, sosyal medyadır. Bu çalışmada literatürde en çok bilinen bilişsel ve duygusal önyargılar kavramsal olarak ele alınacaktır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>YENİ KAMU DİPLOMASİSİNDE ULUSLARARASI HALKLA İLİŞKİLERİN ROLÜ</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56392</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56392</guid>
      <author>Serkan ÖZTÜRK,</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Bu çalışmanın amacı küresel dünyada değişen kamu diplomasisi anlayışı içerisinde uluslararası halkla ilişkilerin rolü ve önemini ortaya koymaktır. Bu bağlamda ilk olarak yeni kamu diplomasisi açıklanmış, ardından uluslararası halkla ilişkiler ve aralarındaki ilişki açıklanmıştır. Çalışmada literatür taraması yapılarak bu konuda ortaya konulan çalışmalar incelenmiş, güncel olarak yeni kamu diplomasisinde ortaya konulan halkla ilişkiler faaliyetleri araştırılmış ve öneriler sunulmuştur. Yeni kamu diplomasisi bağlamında ülkemizde önemli çalışmaların son dönemlerde başarılı uygulamaların hayata geçirildiği ancak internet ve sosyal medya ortamları üzerinden daha etkili kamu diplomasisi faaliyeti yapılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DAHİLİYE VEKİLİ ŞÜKRÜ KAYA’NIN GÖZÜNDEN 1929 YILINDA ŞEBİNKARAHİSAR</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56381</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56381</guid>
      <author>Muzaffer BAŞKAYA,</author>
      <description>1933 yılına kadar vilayet statüsünde bulunan Şebinkarahisar, 1929 senesinde Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya’yı ağırlamıştır. Şükrü Kaya’nın bu seyahati harf inkılabının gerçekleşmesinden bir sene sonra düzenlenmiş ve inkılabın Anadolu’daki etkileri yerinde gözlemlenmeye çalışılmıştır. Öte yandan bu ziyaret vilayetin zor günler geçirdiği depremlerle sarsıldığı sürece rastlamıştır. Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya bu felaketler yaşandığı sırada kentin ve havalinin durumunu yerinde tespit etmek amacıyla Şebinkarahisar’a da uğramıştır. Şükrü Kaya, Şebinkarahisar’da bulunduğu sürede kentin ihtiyaçlarını tespit edip bunları raporlar haline getirerek Ankara’ya göndermiştir. Bu çalışmada Şükrü Kaya’nın 1929 senesinde kenti ziyareti sırasında kaleme aldığı raporlar incelenmiştir. Söz konusu raporlara bütüncül bir gözle bakıldığında Şükrü Kaya’nın objektif bir şekilde şehrin gerçeklerini dile getirdiği ve gördüğü eksiklikleri en yetkili kişiye yani Başbakan’a sunduğu görülmüştür. Raporda şehrin en önemli meseleleri sıralanırken kentin maarif konusundaki durumu, nafıa vaziyeti, sıhhi ve adli durum ve bu sahalarda görülen eksiklikler cesurca ortaya koyulmuş, CHP örgütünden ve dönemin valisinden şikâyet edildiği dahi raporda kendine yer bulmuştur. Dâhiliye Vekili Şükrü Kaya tarafından yazılan raporlar Şebinkarahisar’ın o günkü vaziyetine ışık tutan önemli bir tarihi vesikadır. Ayrıca Dâhiliye Vekili gibi önemli bir figürün canlı müşahedelerine dayanması da raporları değerli kılan bir başka unsurdur.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>المنظور القرآني للحكمة من البلاء والوباء وواجب المسلم تجاههما</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56391</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56391</guid>
      <author>Israa MAHMOOD EID EID,</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;İnsan, hayatı boyunca birçok zorluk ve imtihandan geçiyor. Bu Allah&amp;#39;ın bütün yarattıkları ile ilgili kanunudur. Bazı insanlar musibetlerin sadece ceza ve gazap olduğuna inanır. Bu araştırmanın amacı Allah&amp;#39;ın kitabı ışığında insanın sahih inancı ve Allah’a gerçek kul olma, Allah’ın takdirine rıza ve teslimiyet gösterme, sabretmeyi öğrenme, iman edenlerle münafıkları birbirlerinden ayırma ve insanların gerçek yüzünü ortaya çıkarma gibi birçok hikmeti olduğunu ortaya koymaktır. Ayrıca kulun zayıflığını ve Allah&amp;#39;a muhtaç olduğunu hissetmesini sağlar. Bu konuyu Kur&amp;#39;an&amp;#39;da imtihan ayetlerinde okudum ve insanın belalar karşısında yapması gerekenleri açıkladım: her günahtan Allah’a tövbe etmesi, bağışlanma dilemesi, O’na yakarması, O’nun lütfundan ümit kesmemesi ve sabretmesi durumunda Allah’ın vereceği karşılığın farkında olması... Bu çalışma sonucunda ulaşılan en önemli sonuçlar şunlardır; musibetlerin birçok hikmeti ve maksadı vardır. Onları insanlar arasında ülfet ve muhabbetin yayılması gibi birçok güzellik takip eder ve insanların kendi aralarında İslam kardeşliğini hissetmelerini sağlar. Başına bir bela gelen kişinin Kur&amp;#39;an&amp;#39;da ve sünnette geçen peygamberlerin hakkındaki belalara karşı ettiği dular ve Allah&amp;#39;ın kabul edeceği zamanlarda sürekli dua etmesi gerekir. Kişinin dua ederken kesinlikle karşılık verileceğinden emin olması gerekir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BAĞLANMA STİLLERİNİN DUYGUSAL ZEKÂ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56382</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56382</guid>
      <author>Engin EKER,, Tuba OK</author>
      <description>Bu çalışmada bağlanma stillerinin duygusal zekâ üzerindeki etkisi irdelenmiştir. Öncelikle bağlanma ile ilgili temel kavramlardan bağlanmanın tanımı, önemi, kuramsal temelleri, kuramları ve bağlanma türlerine yer verilmiştir. Ardından duygusal zeka ile ilgili kavramlara ve duygusal zeka modellerine değinilmiştir. Yaşamın ilk yıllarından itibaren gelişmeye başlayan duygusal zekâ, anne, baba ve yakın aile ilişkilerinin etkisiyle şekillenmektedir. Çocuklar, yaşadıkları duygulara ebeveyninin verdiği tepkiler yoluyla duygularının kabul edilme ve reddedilme koşullarını tanırlar. Böylelikle duygularının farkına vararak, yakın çevresiyle olan ortak yaşamında gelişme ve sağlıklı bir zemine oturma imkânı bulurlar. Bu çalışmada bağlanma stillerinin duygusal zeka üzerine etkileri alan yazında yapılmış çalışmalar da göz önünde bulundurularak incelenmiştir</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>COVİD-19 ÖNCESİ VE SONRASI DÖNEM İÇİN ENFLASYON VE FAİZ DEĞERLENDİRMESİ: ABD-TÜRKİYE-ÇİN</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56383</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56383</guid>
      <author>Tolga ULUSOY,, Funda CİVEK</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;2019 yılının Aralık ayında ilk kez Çin’in Hubei eyaletinin başkenti Wuhan kentinde görülen COVID-19 virüsü, kısa zaman zarfında küresel bir sorun halini aldı. Dünya ekonomisinde gündeme oturmasıyla ülkeler için bir tehdit haline gelmiş ve endişe giderek artmıştır. Bu virüsün salgına dönüşmesi ekonomik açıdan olumsuz neticeler doğurmuş ve global ekonominin değişimine sebep olmuştur. Virüsün bu denli yayılmasının sonucunda ekonominin büyük devlerinden olan ABD ve Çin başta olmak üzere Türkiye’de enflasyonda ve faiz oranlarında gözle görülen düşüşler yaşanmıştır. Enflasyon, mal ve hizmetlerin fiyatlarının artması iken faiz ise ana para dışında alacaklı tarafına ödenen ek gelir kalemidir. Salgının sonrası enflasyon ve faiz oranlarında ki düşüş salgının baş gösterdiği, dünya ekonomisinde ikinci sırada olan Çin ekonomisini ilk olarak etkilenmesi diğer ülkeleri de etkilemektedir. Bununla birlikte doğuracağı olumsuzluklarla ileri ki zamanda beklentilerin ne olacağı öngörülememektedir. Araştırmada enflasyon ve faiz değerlerini ele alınarak ABD, Çin ve Türkiye ekonomik değişkenler üzerinde durulmuştur. Çin’de başlayan bu ekonomik buhran tüm dünyada kelebek etkisi yaratmıştır. Verilere bakıldığında her üç ülkede de aynı yönde gelişmeler ile karşılaşılmaktadır. Faizlerin etkilenmesi, enflasyondaki ciddi artış, ticaret hacmindeki daralmadan kaynaklanan para giriş ve çıkışlarındaki dengesizlikler, kurlardaki tutarsızlıklar, hizmet sektöründeki %50’ye varan daralmalar ile birlikte önü alınamaz bir resesyona doğru gidildiğini göstermektedir. ABD ve Çin arasında yaşanan gerginlikler, ardından patlayan salgın, iki ülkenin faiz ve enflasyonunda oluşan değişikliğin, Türkiye’yi doğrudan etkileyeceği bir gerçektir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>DOĞU KARADENİZ’DE (ORDU-GİRESUN-TRABZON) UNUTULAN BİR GELENEK: FINDIK BAYRAMI</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56394</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56394</guid>
      <author>Muzaffer BAŞKAYA,</author>
      <description>Fındık, Doğu Karadeniz köylüsünün en temel geçim kaynağı olma özelliğini günümüzde dahi sürdürmeye devam etmektedir. Cumhuriyetin ilk yıllarında fındığın satışa çıkarıldığı gün aynı zamanda fındık bayramı olarak kutlanıyordu. Aslında geçmişi Cumhuriyet öncesine dayanan bu anlamlı tören, bilhassa fındığın en fazla yetiştirildiği Ordu, Giresun ve Trabzon gibi vilayetlerde adeta bir şölen havası içinde yapılırdı. Halkın da katılım gösterdiği bu heyecanlı günde, iskeleye toplanan yüzlerce insan bir yıldır emek sarf ettikleri ürünlerinin gemilere yüklenmesini memnuniyetle izlerdi. Hazırlıklarına günlerce öncesinden başlanan ve fındık bayramı olarak kutlanan bu anlamlı gün genellikle Ağustos aynının ikinci haftasına denk gelirdi. Fındık bayramlarında ilk yükleme sırasında o güne özel olarak hazırlanan ve süslenen fındık çuvalları, çeşitli tören ve etkinliklerle mavnalara oradan da açıkta beklemekte olan gemilere yüklenirdi. Yöneticilerle halkı buluşturan fındık bayramı bu yönüyle de ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur. Bu anlamlı tören, bilhassa ulaşım imkânlarının gelişip değişmesi ile zamanla ortadan kalkmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>FEN BİLİMLERİ EĞİTİMİ ANABİLİM DALI’NDA LİSANSÜSTÜ EĞİTİM YAPAN ÖĞRENCİLERİN ALDIKLARI STEM EĞİTİM YAKLAŞIMI DERSİ SÜRECİNE İLİŞKİN GÖRÜŞLERİ</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56400</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56400</guid>
      <author>Fethiye KARSLI BAYDERE,</author>
      <description>Bu araştırmanın amacı, Fen Bilimleri Eğitimi Anabilim Dalı’nda yüksek lisans yapan öğrencilerin, aldıkları STEM eğitim yaklaşımı dersi sürecine ilişkin görüşlerini belirlemektir. Araştırmada eylem (aksiyon) araştırması kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Karadeniz Bölgesi’nde yer alan bir devlet üniversitesinin Fen Bilimleri Enstitüsü’nde Fen Bilgisi Eğitimi bölümünde tezli yüksek lisans yapan toplam yedi lisansüstü öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada veriler 14 haftalık ders süreci ile ilgili hazırlanmış yarı yapılandırılmış görüşmeler vasıtasıyla toplanmıştır. Yarı yapılandırılmış mülakatların analizinde nitel veri analizi tekniklerinden olan içerik analizi kullanılmıştır. Lisansüstü öğrencilerinin, bir dönem boyunca aldıkları STEM eğitim yaklaşımı dersi sürecine ilişkin görüşlerinden, katılımcıların genel olarak dersle ilgili olumlu izlenimler edindikleri ve ders sürecinin kendilerine olumlu yansımalarının olduğu ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte STEM eğitim yaklaşımı konulu dersin, katılımcıların STEM konusunda deneyim kazanmasına, anlamlı öğrenmesine, 21. yy. becerilerini geliştirmesine ve özgüven oluşturmasına katkı sağladığı belirlenmiştir. Ayrıca lisansüstü öğrencilerinin görüşlerinden STEM eğitim yaklaşımı ders sürecinin kendilerini sürekli aktif kıldığı ve STEM eğitimine yönelimlerini arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>LOCAL GOVERNMENTS AND EVALUATION OF LOCAL GOVERNANCE TOOLS IN THE CONTEXT OF THE GOVERNANCE APPROACH</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56401</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56401</guid>
      <author>Adnan KARATAŞ,</author>
      <description>Kamu yönetiminde çok ciddi reform önerileri olan yönetişim yaklaşımı, şeffaflık, hesap verebilirlik, hukukun üstünlüğü, katılımcılık gibi oldukça kritik ilkelere sahiptir. Bu gibi ilkelere bağlı olarak ülkeler son yıllarda çok çeşitli kamu reform hareketleri içerisine girmektedir. Nitekim bu durumu, yönetişim kalitesinin Dünya Bankası tarafından her yıl düzenli şekilde ölçülerek bunun bir çeşit ülkenin politik ve yasal yapısına duyulan güven gibi sergilenmesi tetiklemektedir. Bu değerlendirmelerden daha olumlu şekilde rapor alan ülkelerin demokrasi ve insan hakları açısından iyi bir konumda olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte yönetişim olgusunun yerelleşmeye, hizmette yerelliğe ya da yetki devri gibi konulara da önem vermesi, yönetişimin sadece merkezi yönetimi ilgilendiren bir konu olmadığını göstermektedir. Dolayısıyla yönetişim yerel yönetimleri de yakından bir konudur. Buna bağlı olarak yönetişim yaklaşımının yerel yönetimlerdeki yansımasına yerel yönetişim denilmektedir. Yerel yönetişim, yerel düzeyde karar alma süreçlerine kamu kurumları dışındaki aktörlerinde aktif şekilde katılması gerektiğini öneren bir yaklaşımdır. Bu çalışma kapsamında yerel yönetişim olduğu üzerinde durulma ve aslında ulusal ya da uluslararası düzeyde iyi yönetişimi yakalamanın yolunun yerel yönetişimden başladığı savunulmaktadır. Yani yerel yönetişimin aktif şekilde hayata geçirilmesi, dolaylı olarak ülke genelindeki iyi yönetişim göstergelerindeki iyileşmeye yol açacaktır. Bundan dolayı yerel yönetişim olgusunun daha aktif şekilde uygulanabilmesi için kullanılan araçların neler olduğu ve bunların nasıl daha aktif şekilde kullanılabileceği değerlendirilmektedir. Yapılan değerlendirmelerin uygulamaya geçirmesi durumunda yönetişim göstergelerinde ciddi iyileşmelerin görülebileceğini düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>MAZIDAĞI (MARDİN)’NDAKİ FOSFAT MADENİNİN SOSYO-EKONOMİK ETKİLERİ</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56402</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56402</guid>
      <author>Nadire KARADEMİR,, Şerife BİLİNİR</author>
      <description>Fosfat, dünyada ve Türkiye’de kritik hammaddeler içerisinde yer alan önemli bir madendir. Nüfus artışına bağlı olarak açlıkla mücadele ve bitkisel verim artışı bağlamında özellikle gübre üretiminin hammaddesi olan fosfat madeni endüstriyel mineraller içerisinde stratejik bir öneme sahiptir. Türkiye’de fosfat madeninin en yoğun bulunduğu yer Mardin ilinin Mazıdağı ilçesidir. Türkiye’de üretilen ve ithal edilen fosfatın tamamına yakın bölümü gübre sanayiinde kullanılmaktadır. Hem ülke hem de bölgede gübre tüketiminde fosfatın yerini alacak herhangi bir madde olmaması, yörede özellikle Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ile sulanabilir tarım arazilerinin artmasına bağlı olarak fosfat tüketimi artış göstermiştir. Dolayısıyla fosfat madeninin önemi daha da artmıştır. Çalışma 1994’den sonra atıl duruma gelen ve 2011’den sonra özelleştirme ile tekrar üretime açılan Mazıdağı fosfat işletmelerine yöre halkının bakışını, sosyo-ekonomik, kültürel ve çevresel bazda incelemek; yörede geleceğe yönelik yapılacak olası planlamalar konusunda öneriler ortaya koyabilmek amacıyla yapılmıştır. Bu nedenle ilçe merkezinde yaşayan halkın düşüncelerini ortaya koyabilmek amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. SPSS programı kullanılarak anket verileri analiz edilmiş ve tablolar oluşturulmuştur. Ayrıca ArcMap 10.4 paket programı ile yörenin lokasyonunu, topografyasını ve jeolojisini gösteren haritalar üretilmiştir. Katılımcıların yörede tekrar işletmeye açılan tesisler ile ilgili olarak olumlu bir yaklaşım içerisinde olduğu belirlenmiştir. Yörede faaliyete geçirilen fosfat işletmesi, Mazıdağı’ndaki işsizlik sorununun yanı sıra bölgenin kalkınmasına da büyük bir katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>COVID-19 SALGINININ HAVACILIK SEKTÖRÜNE ETKİLERİ ve TÜRKİYE’DEKİ YOĞUN HAVALİMANLARININ SALGIN ÖNCESİ ve SALGIN KOŞULLARINDA ETKİNLİK DEĞİŞİMLERİNİN VERİ ZARFLAMA ANALİZİ YÖNTEMİ İLE TESPİTİ.</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56379</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56379</guid>
      <author>Murat TAŞDEMİR,</author>
      <description>İlk olarak Çin’de tespit edilmesinin ardından kısa sürede tüm Dünyaya yayılan ve hayatın her alanını olumsuz olarak etkileyen COVID-19 pandemisinin etkilerinin en fazla göründüğü sektörlerden birisi de havacılık sektörü olmuştur. Mart 2020’den itibaren başlayan kısıtlamalar ile ülkeler sınırlarını kapatmaya başlamışlar ve akabinde uçuş kısıtlamaları dolayısı ile her yıl sürekli olarak gelişim gösteren havacılık sektöründe kriz emareleri görünmeye başlamıştır. Çalışmada ilgili salgının sivil havacılık alanında yol açtığı kayıplar ve oluşturduğu etkiler; havalimanları, havayolları, hava seyrüsefer hizmet sağlayıcılar açısından incelenmiştir. İlgili alanlara yapılması planlanan devlet yardımları ve sektörün talepleri üzerinde durulmuştur. Havacılık otoritesi resmi kuruluşların verileri kullanılarak içerisinde bulunulan kriz durumunun derinliği ortaya konulmuştur. Çalışmanın ampirik kısmında; Veri Zarflama Analizi kullanılarak, Türkiye’nin en yoğun 6 havalimanı olan İstanbul Atatürk, İstanbul, İzmir Adnan Menderes, Ankara Esenboğa, İstanbul Sabiha Gökçen, Antalya havalimanları için yılın çeyrek dönemlerini içerecek şekilde; 2019 yılı ilk 9 ayı ve 2020 yılı ilk 9 aylık sürelerdeki etkinlik analizi yapılmıştır. COVID-19 pandemisinin etkinlik değerleri üzerindeki değişimi ve bu değişime sebep olan koşullar incelenmiştir. Sonuç olarak pandeminin başlangıcı ile birlikte etkinlik değerlerinde düşüş gözlenmiş, yasakların nispeten hafiflediği ve uçuşların arttığı yaz aylarında ise etkinlik değerlerinde tekrar artış yaşanmıştır. Farklı koşulları içeren 2019 ve 2020 yıllarının aynı dönemlerindeki etkinlik skorları analiz edilmiş ve etkinlik skorlarında yarı yarıya azalma tespit edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>IDENTIFYING EGOISM, INDIVIDUALISM, SELFISHNESS AND FREEDOM OF CHOICE WITH THEIR CHARACTERS BY HINTING TO BIBLICAL AND MYTHOLOGICAL CHARACTERS IN THE CONTEXT OF TWO PLAYS: HENRIK IBSEN’S PEER GYNT AND OSCAR WILDE’S SALOMÉ</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56386</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56386</guid>
      <author>Serap SARIBAŞ,</author>
      <description>İlk neslin bir örneği olarak, bu makalede Henrik Ibsen’in 1867 yılında yayınlanan Peer Gynt eserine odaklanılacaktır. İkinci neslin bir örneklemesi adına, Oscar Wilde’ın ilk kez 1891 yılında yayımlanan Salomé eseri üzerinde durulacaktır. Bu çalışmanın temel amacı iki oyun arasında benzerlikleri ortaya koymak, sembolizmin ve bazen de gerilemenin belirli unsurlarını nasıl hayata geçirdiklerini göstermek ve oyunlardaki temel sembollerin analizini gerçekleştirmektir. Peer Gynt ve Salomé birbirlerine pek benzer oyunlar olmasa da yazarları aynı şekilde, eski bir öykünün küllerinden yeni bir öykü yaratma tekniğini kullanmışlardır. Çalışma, Ibsen ve Wilde’ın tarzlarının karşılaştırılmasıyla başlayacak ve neden modern oyunlarını eski öyküler üzerine kurdukları sorusu yöneltilecektir. Bu oyunların incelenmesinden önce oyunların, yazarlarının saf hayal gücünden doğmadığı, yazarların kadim öykülerden etkilendiği ifade edilecektir. Dolayısıyla her oyuna ilişkin bilgi verilecektir. Çalışmanın ikincil amacı, Peer Gynt’in özellikleri ve içeriğini ortaya koymaktır. Yapı ve içerik bu oyunda oldukça önemlidir çünkü oyun şiirsel bir dille yazılmıştır ve bu yüzden de yazarın diğer geleneksel oyunlarından oldukça farklıdır. Oyun yirmili yaşlarında genç bir adamı anlatır. Karakter, hayal kurmakta ve kurduğu bu hayallerin başkalarına anlatmaktadır. Yalancı olmakla suçlanır çünkü anlattığı hayaller gerçek değildir. Aslında deneyimlemek istediği maceralar uydurur. Oyun beş perdeden oluşmaktadır ve iyi bir oyun olarak kurgulanmamıştır. Son olarak Salomé’daki sembolizm incelenecektir. Salomé şiirsel bir dram değildir, Peer Gynt’tan farklı bir tarzı vardır. Ancak sunulan temel fikir aynıdır. Öykü Tetrarch tarafından öldürülen peygamber John’a ilişkin İncil’den esinlenilmiş bir öykü üzerine kurgulanmıştır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>İŞSİZLİK SÜRESİNİN CİNSİYET, YAŞ VE EĞİTİME GÖRE İNCELENMESİ: LOJİSTİK REGRESYON ANALİZİ</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56406</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56406</guid>
      <author>Aysen Şimşek KANDEMİR,</author>
      <description>Günümüzde ekonomik yapısı ne olursa olsun gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin tamamı için işsizlik önemli problemdir. Literatür incelendiğinde işsizliğe yönelik pek çok tanımın yapılmış olduğu görülmektedir. Bu tanımlardan bir tanesi işsizliği gelir yoksulluğu olarak tanımlamaktadır. Herhangi bir ekonomik toplum içinde, çalışmak istemesine rağmen iş bulamayan bireyler işsiz olarak tanımlanır. İşsizliğin nedenleri ve ortadan kaldırılması, gerek araştırmacılar gerekse otoriteler için önemli bir çalışma konusudur. Bu çalışmada Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) aylık istatistik bültenin de yer alan işsizlik süresi verileri kullanılarak değerlendirilmiştir. İşsizlik süresi bireyleri ekonomik durumun yanında psikolojik olarak ta etkileyen bir olgudur. İşsizlik süresine yönelik yapılan çalışmaların genel olarak bireylerin psikolojik yönü ile ilgilenmesi yapılan çalışmanın önemini ortaya koymaktadır. Yapılan çalışma da işsizlik süresi “ 1yıldan az” ve “1 yıldan çok” işsiz kalma süresi olarak sınıflandırılmıştır. Çalışmaya katılan 15 yaş üstü erkek bireylerin %87,2 sinin, kadın bireylerin ise %80,7 sinin 1 yıldan daha az işsizlik yaşadığı sonucu elde edilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>BİRİNCİ İZMİR İKTİSAT KONGRESİNDE ALINAN KARARLARIN DÖNEMİN EKONOMİ POLİTİKALARINA ETKİSİ (1923-1930)</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56404</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56404</guid>
      <author>Ferdi SAYIM,</author>
      <description>Osmanlı Devleti son döneminde iktisadi olarak kötü bir durumda olmuş, büyük devletlerin açık pazarı haline gelmiştir. İktisadi olarak bağımsızlığını gölgeler boyuta ulaşan kapitülasyonlar ve dış borçlar gibi olumsuzluklar iktisadi bağımsızlığı gölgeler boyuta ulaşmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonrası ise ülke işgal edilmiş bu işgallere karşı Milli Mücadele hareketi başlamıştır. Milli Mücadele başarı ile sonuçlandıktan sonra Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanması için görüşmeler başlamış fakat özellikle ekonomi ile ilgili konularda yaşanan anlaşmazlıklar görüşmelere ara verilmesine sebep olmuştur. Verilen bu arada, gelecekte izlenecek iktisat politikalarının belirlenmesi ve ekonomi ile ilgili olan tüm kesimlerin konu ile ilgili görüşlerinin alınması amacıyla İzmir İktisat Kongresi düzenlenmiştir. Kongrenin bir diğer amacı ise Avrupa devletlerine ileride izlenecek iktisat politikalarını ortaya koymaktı. Lozan Barış Antlaşması’nda genel olarak iktisadi isteklerimiz yerine getirilmiştir. Diğer taraftan milli çıkarlarımıza uymayan tek karar ise 1929 yılına kadar Osmanlı’dan kalma gümrük vergisi oranlarının devam ettirilmesidir. Lozan Barış Antlaşması sonrası yeni Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulmuştur. Bu devletin iktisadi yapısının kurulduğu 1923-1930 yıllarına arasında bakıldığı zaman işçi grubu kararları dışında kongre kararlarının birçoğunun bu dönem içinde uygulamaya koyulduğunu görülmektedir. Buna örnek olarak çiftçi grubunun Aşar vergisini kaldırılması, Sanayi Grubunun Teşviki Sanayi Kanunun çıkarılması ve Tüccar Grubunun Ticaret Bankası kurulması talepleri uygulamaya konulan önemli kararlardandır</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>GEORGE ORWELL’IN HAYVAN ÇİFTLİĞİ ADLI ESERİNDE “ÖTEKİ” VE “ÖTEKİLEŞTİRME”</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56413</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56413</guid>
      <author>Engin BÖLÜKMEŞEEngin BÖLÜKMEŞE,, Ayşe GÜLCAN</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Çalışmada George Orwell’ın Hayvan Çiftliği romanında söz konusu “öteki” ve “ötekileştirme” kavramları, sosyolojik inceleme yöntemine uygun imgebilimsel bir yaklaşım ile ele alınmıştır. Hayvan Çiftliği, Rusya’da yaşanan sosyalist devrime ithafen yazılmış, karakterlerden her birinin devrimde adı geçen kişi ve olayları temsil ettiği alegorik bir roman niteliği taşımaktadır. Orwell bu eserinde, çiftlik sahibi ve onun yönetim sistemine karşı ayaklanarak kendi toplumunu kendi kurallarıyla inşa eden bir grup çiftlik hayvanının hikayesini sosyalizm eleştirisi bağlamında aktarmaktadır. Romanda hegemonik düzenin getirdiği unsurlarla beraber hayvanlar tarafından yeni bir bilincin kurulması, hiyerarşik bir ideolojinin varlığı ile anlam kazanır. İdeolojik anlamda sosyalizme yatkın olmasıyla bilinen yazar, birden fazla hükümetin ve yönetim sistemlerinin olumsuz yönlerine yer vererek buna yönelik gönderme ve eleştirilerini, “öteki” ne bakış üzerine kurmuştur. Bu bağlamda çalışmanın amacı; Hayvan Çiftliği romanının da temelinde yer alan ve hayvanlar ile imgelenmiş, toplumsal diyalektik ilişkiler çerçevesindeki “ötekileştirme” süreci ile beraber gelişen “öteki” nin saptanıp incelenmesidir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SANATTA HASTALIĞIN ÇİRKİNLİK İMGESİNE DÖNÜŞMESİ</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56410</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56410</guid>
      <author>Halit YABALAKHalit YALABAK,</author>
      <description>&lt;p style="text-align:justify"&gt;Sanatçının ilham kaynağı tarih öncesi dönemden günümüze kadar sürekli değişim göstermiş, sanatçılar kendilerini etkileyen olay ve biçimleri çeşitli teknik ve yöntemler ile ortaya koymuşlardır. Sanatçıların ideal güzele ulaşma istekleri bazen tanrısal güzelliği idealize etmiş bazen de insani güzelliği ön plana alan ve ideal anatomik biçimlere ulaşmayı amaçlamıştır. Sanatçının ideal güzel ile olan ilişkisi bazı dönemlerde değişikliklere uğramış sanatçılar hasta, kötü, eksik ve hatalı olan çirkini betimlemişlerdir. Sanatta çirkinin başlıca tasvirleri içinde bulunan hasta tasvirlerinde özellikle vücut deformasyonu olan figürler yapılmıştır. Tarihsel süreçte değişen hastalık biçimleri ve etkileri sanatçıların biçimlerinde yer almaya devam etmiş, veba salgınında lanetlenmiş bedenlerin solgunluğu, frengili hastalarının bedenlerindeki deformasyona dönüşmüş, İspanyol gribinin ölümcül sonuçları, sanatçıları ruhsal olarak etkisi altına almış biçim ve renk dönemin eserlerine konu olmuştur. Modern sanatçının sınırsız esin kaynakları arasında yer alan hastalık imgesi, sanatçının estetik değer olarak çirkinliği yorumlaması ile başka bir anlam kazanmıştır. Modern sanatçı; kökenleri hastalık olan deformasyon biçimlerini yeniden yorumlamış, ideal güzele karşı ortaya çıkan meydan okuma; anatomik kuralların bir kenara bırakılarak bedenin eksik ve deforme olmuş çirkin hali sanatçının ifadesinde yeniden yaratılmış bir estetik imgeye dönüşmüştür. Araştırmada tarihsel olarak resim sanatında güzelin çirkine dönüşmesi kısa bir şekilde verilmiş, hastalığın sanat biçimlerine yansıması ve etkilerine değinilmiş, ölçüt örneklem ile belirlenen sanatçıların eserlerinde hastalıklı biçimlerin plastik dönüşümlerinin biçim ve içerik değerlendirmeleri yapılarak hastalığın sanat biçimi olarak çirkin estetiğine dönüşümü irdelenmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>EBÛ DÂVÛD VE İBN MACE SÜNENLERİNDE MEVZU HADİSLER</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56408</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56408</guid>
      <author>Halid Ahmed SALIH,</author>
      <description>Halid Ahmed Salıh Doktora Tezi, Temel İslam Bilimleri ABD Tez Danışmanı Doç. Dr. Recep ASLAN Ocak 2021. VI+160 Bu çalışmada Ebû Dâvûd’un es-Süneni ve İbn Mâce’nin es-Süneninde bulunan ve muhaddisler tarafından mevzu olduğuna ilişkin tenkid edilmiş rivâyetler araştırılmıştır. İslam’ın temel kaynaklarından sünnetin önemli iki eseri olan bu iki kaynak, her ne kadar birçok sahih hadisi ihtiva eden Kütüb-ı Sitte olsa da içinde tenkide maruz kalmış rivâyetler de mevcuttur. Müslüman âlimler, hadislere karşı gösterdikleri büyük öneme binaen sahih hadislere mevzu ve zayıf rivâyetlerin girmesini engellemek için tedvin döneminden itibaren Cerh ve Ta’dil kuralları dâhilinde birçok hadis ile iligili tenkid faaliyetlerini başlatarak, bu tür rivâyetletlerin sahih hadislerle karışmasını engellemeyi hedeflemişlerdir. Bu kapsamda birçok hadis kitaplarıyla alakalı farklı çalışmalar yapılmıştır. Ancak Ebû Dâvûd’un es-Süneni ve İbn Mâce’nin es-Süneninde tenkid edilen rivâyetlerin metin ve isnad bakımından ele alan doyurucu bir çalışma yapılmamıştır. Dolayısıyla bu çalışmada her iki eserde bulunan bu tür rivâyetler, ayrı ayrı ele alınarak muhaddislerin ilgili rivâyetlere dair görüşleri değerlendirilmiş ve konu ile alakalı deteylı bir inceleme yapılmıştır. Bu kapsamda her iki eserde bulunan ve mevzu hadis olduğuna dair âlimlerin görüşleri araştırılmış, Cerh ve Ta’dil âlimlerinin ortaya koydukları ölçüler çerçevesinde değerlendirilmiştir. Çalışmada araştırmaya dayalı eleştirel yaklaşım çerçevesinde hareket edilmiştir. Çalışmanın giriş kısmında, sünnet, nakd kavramları ile mevzu kavramı ve mevzu rivâyetlerin hükmü ele alınmıştır. Birinci bölümde Ebû Dâvûd’un hayatı ve Süneni hakkında genel bir malumat verildikten sonra muhaddislerin bu eserde eleştirdikleri rivâyetler ele alınmıştır. İkinci bölümde ise İbn Mace’nin hayatı ve sünenine genel bir bakıştan sonra bu eserde âlimlerce mevzu olmakla eleştirlmiş rivâyetler değerlendirilmiştir. Çalışma, araştırmada elde edilen hususların zikredildiği bir sonuç ile sona erdirilmiştir.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>SURİYE’DEN TÜRKİYE’YE YAŞANAN GÖÇ VE TOPLUMSAL YANSIMALARI ÜZERİNE SOSYOLOJİK BİR DEĞERLENDİRME</title>
      <link>https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56420</link>
      <guid isPermaLink="true">https://smartofjournal.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=56420</guid>
      <author>Hüseyin KOÇAK,</author>
      <description>Göç, hem terk edilen yer, hem de göç edilip yerleşilen bölge açısından olumlu veya olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Son yılların en önemli iltica hareketi olan “Suriye’den Türkiye’ye göç” konusunda da aynı şey söylenebilir. Suriyelilerin, göç yeri olarak özellikle Türkiye’yi tercih etmeleri siyasi, dini ve coğrafi sebeplere dayanmaktadır. Türkiye, bundan önceki göç olaylarında uyguladığı politikanın benzerini bu olayda da uygulamış, ölümden kaçan insanlara kapılarını açmıştır. Bu durum, kimi çevrelerce eleştirilmiştir. Ülkemize resmi rakamlara göre dört milyondan fazla Suriyeli gelmiştir. Bu göç hareketi Türkiye’nin demografik, toplumsal, ekonomik, kültürel yapısında çeşitli değişimlere neden olmuştur. Özellikle Türkiye’nin güney bölgelerinde kent nüfuslarındaki olağanüstü artış, kentsel yerel hizmet sunusunu da zorlaştırmaktadır. Nüfus yapısındaki demografik farklılıklar ve hızlı artış, sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel çeşitlenmeyi, farklılaşmayı artırmakta ve toplumsal ilişkileri de dönüştürmektedir. Mülteci, sığınmacı ve göçmenleri bekleyen en önemli sorunlardan biri entegrasyondur. Çok eşlilik, boşanmaların artması, aile içi şiddet, kadın ve çocuk istismarının yaşanması ortaya çıkan toplumsal yansımalar arasındadır. Bu çalışmanın amacı, yaşanan bu göçü, literatür taraması ile yeniden ele almak ve toplumsal yansımaları konusunda analiz ve önerilerde bulunmaktır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman analizinden yararlanılmıştır. Küresel emperyalist güçlerin neden olduğu savaşın bir sonucu olarak ortaya çıkan bu göç sorunu, ancak uzun dönemli ve sürdürülebilir önlemlerle çözülebilir. Kalıcı bir barış sağlanmadan ve güven ortamı oluşturulmadan çözüme ulaşmak olanaksızdır.</description>
      <pubDate>2026-07-16</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


